31 Aralık 2014 Çarşamba

Hamileliğe Hazırlık3- Hamilelik Öncesi Testler

Hamilelik Öncesi Yapılması Gereken Testler
Sevgili anne adayları,  hamile kalmaya karar verdiğinizi jinekoloğunuzla paylaştığınızda, sizden bazı testler isteyebilir.
·         Tam Kan Sayımı
·         Tam idrar tahlili
·         Sizin ve eşinizin Kan Grupları ölçümünü içeren kan testi, ileride olabilecek kan uyuşmazlığı riskine karşı önlem alması açısından önemlidir.
·         Toksoplazma ile ilgili testler yaptırılmalıdır.
·         Rubella (kızamıkçık)ile ilgili testler yaptırılmalı
·         Hepatit B ile ilgili testler
·         Açlık kan şekeri
·         Kromozom incelemeleri (genetik hastalık riski taşıyan ebeveynlerin yaptırması önerilir)

Hamileliği planlamaya başladığınız dönemde, diş kontrollerinizi yaptırmak da fayda vardır. Hamilelik döneminin diş sağlığı açısından rahat ve stressiz geçmesi için önceden önlem almalıyız.

26 Aralık 2014 Cuma

Hamileliğe Hazırlık 2- Beslenme ve Folik Asit

Hamilelik Öncesi Beslenme

Hamilelik öncesinde beslenmek sadece sizin kilo kontrolünüz ve sağlığınız için değil aynı zamanda bebeğinizin beden sağlığı içinde önem taşır.
Hamileliği planlamaya başladığınız günlerde dengeli beslenmek, yumurta kalitenizi arttıracağı gibi hamilelik döneminin de rahat geçmesine destek olacaktır. Kalsiyumdan ve demirden zengin beslenmek önemlidir. Her gün mutlaka taze sebze ve meyve tüketmek. Haftada iki kere konserve olmayan, ızgara balık tercih etmek önerilmektedir. Somon balığı omega 3 den zengin olduğu için genelde önerilir. Ayrıca baklagillerde, beslenme programına dahil edilmelidir. Böylece kalite ve sağlıklı protein almış olursunuz. Kırmızı et, demir ve protein içeriği nedeniyle tüketilmesi gereken bir besin kaynağıdır. Et tüketirken yanında taze yeşilliklerden oluşan salatalar yemek, folik asit alımını da desteklemektedir. Ekmek yada makarna tercihimizi tam buğday unu olanlardan yapmak, her zaman daha doğru bir seçim olacaktır.

Besin öğesi
Neden Gerekli
En iyi kaynaklar

Protein
Vücudumuzun temel yapıtaşları
Et, baklagiller, yumurta

Karbonhidrat
Enerji kaynağı
Ekmek, pirinç, tahıl grubu besinler, patates, meyve

Kalsiyum
Kemik gelişimi ve dişler için önemli
Süt, peynir, yoğurt

Demir
Kanda oksijen taşıyan, kırmızı kan hücrelerinin yapımında görev alır.
Kırmızı et, ıspanak ve tahıllar

Folik Asit
Kan ve protein üretiminin yanı sıra bazı enzimatik reaksiyonlarda görev alır.
Yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler ve meyveler
Yağ
Uzun vadeli enerji kaynağıdır.
Et, süt ürünleri, kabuklu kuru yemişler.

Folik Asit
Folik asit nedir?
Folik asit, B grubundan suda çözünen bir vitamindir. Bu vitamin eğer doğal besin maddelerinde bulunuyorsa folat, ilaçlarda ya da besinlerde işlenmiş bir şekilde bulunuyorsa ise folik asit adını alır. Folik asit, anne adaylarının hamile kalmadan önce başlaması gereken vitamin grubundadır.
 
Önemi?
Beyin ve omurilik ile ilgili engelli çocuk dünyaya getirme riskini azaltması nedeniye, hamilelikte Folik asit alımı oldukça önemlidir.
Hamilelikte Folik asit alımı, bebeğin hücre ve sinir sistemi gelişimi için önemlidir. Araştırmalar; bebekte, beyin ve omurilik ile ilgili sakatlık görülme olasılığını önemli oranda azalttığı yönündedir.
Özellikle hamileliğin 2. ve 12. haftaları arasında yeterli miktarda folik asit alınması, beyin ve omurilik ile ilgili sakatlık riskini engellemek açısından çok önemlidir.
Folik asit eksikliğinde bebek, bir merkezi sinir sistemi anomalisi olan Nöral tüp defekti, Spina Bifida (Omurgadaki açıklık), ya da anensefali (kafatasının ve beyinin gelişmemesi) gibi anormalliklerle dünyaya gelebilir.
Ayrıca anemi (kansızlık) da Folik asit eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Folik asit içeren gıdaların tüketilmesi ya da folik asit içeren hapların kullanılması ile giderilebilir.
Ne zaman başlanmalıdır?
Folik asit eksikliği hamilelik öncesinde de görülebilmesine rağmen, hamilelikte bu vitamine olan ihtiyacın artması sebebiyle, daha fazla görülür ve takviye edilmesi gerekir.
Bu sebeple, hamile kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren folik asit almaya başlamalısınızdır.  Hamile kalmadan en az 3 ay öncesinden başlayarak, gebeliğin 3. ayının sonuna kadar günde yaklaşık 400 mikrogram folik asit kullanılması önerilir.
Ayrıca folik asit, vücutta depolanmadığı için her gün alınması gerekli bir vitamindir.
Ne kadar süre kullanılmalıdır?
Bebek sahibi olmak isteyen kadınlar,  hamile kalmaya karar verdiklerinde, hamile kalmadan yaklaşık 2-3 ay öncesinde folik asite başlamalıdırlar. Hamileliklerinin 2. ya da 3. ayına kadar kullanmaya devam etmelidirler.

Hangi gıdalarda bulunur?

Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzelerde, brokoli, marul, bira mayası, sakatatlarda, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, fasulye, bakla, ıspanak, narenciyeler, karpuz, yonca, mavi-yeşil yosun, maydanoz, marul, nane, kuru fasulye (baklagiller) ve tohumlu gıdalarda bulunur.

19 Aralık 2014 Cuma

Hamileliğe Hazırlık-1

Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, çocuk sahibi olmak isteyen her kadının hayalidir. Bunun için hamileliğe hazırlık için yapmanız gerekenleri önümüzdeki hafta boyunca sizlerle paylaşacağım.

Hamileliğe Hazırlık

Hamilelikle ilgili planlar yapmaya başladıysanız ve gelecek hedeflerinizi çocuklu bir yaşama göre adapte ettiyseniz, hayatınızla ilgili köklü değişiklikler yapmanın vakti gelmiştir.
Hamile kalmaya çalışmadan en az 2 ay önce yaşam tarzınızda, beslenme şeklinizde değişiklikler yapmalısınız. Bu konuyu jinekoloğunuz ile paylaşarak, sağlık kontrollerinizi yaptırmanız gerekecektir. Böylece kendi sağlığınızı ve bebeğinizin sağlığını korumak için önceden önlemler alabilirsiniz.
Başka bir ayrıntı ise doğum kontrol haplarını ne zaman bırakmak gerektiğidir. Bunun için uzmanlar doğum kontrol haplarını bıraktıktan 2 ay sonra hamileliğin oluşmasını öneriyorlar. Yine rahim içi araç kullanıyorsanız, bunun da jinekoloğunuz tarafından çıkarılması gerekmektedir.
Planlı hamileliklerde anne adaylarının alkol ve sigaradan uzak kalması gerekir. Günde yapılan yarım saatlik egzersizler, anne adayının kaslarının daha güçlü ve esnek olmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda kan dolaşımını destekleyerek, daha zinde bir vücuda sahip olmasını sağlar. Böylece annenin vücudu hamileliğin beraberinde getirdiği değişiklikler için hazırlanırken diğer taraftan egzersiz yapmanın stresi azaltıcı etkisinden de faydalanmış olacaktır.

Hamilelik planları ve kilo kontrolü

Çok kilolu olmak hamile kalma şansınızı düşürebileceği gibi zayıf olmak da hamile kalma şansınızı düşüren bir etkendir. Kilolu kadınlar hamileliklerinde yüksek tansiyon, diyabet gibi hastalıklara daha meyilli olduğu gibi hamilelik öncesinde adet düzensizliği gibi sıkıntılar yaşayabilirler. Çok zayıf kadınlarında gebelik öncesinde vitamin ve mineral takviyesi almaları gerekecektir. Bunun için ideal kilonuzu bilmek ve sağlıklı beslenmek, hamilelik öncesinde çok önemlidir.

İdeal kilo nasıl hesaplanır?

Vücut kitle indeksinizi hesaplayarak, ideal kilo aralığında olup olmadığınızı anlayabilirsiniz. Bunun için vücut ağılığınızı, boyunuzun karesine bölmelisiniz ve çıkan değerin hangi aralıkta olduğuna bakmalısınız. Vücut kitle indeksi normalin altında yada normalin üzerinde ise hamilelik öncesinde bir beslenme uzmanından yardım almanız iyi olacaktır.

Yani 50 kg ve 160 cm boyundaki bir kadın için hesaplama aşağıdaki gibi yapılmalıdır.
160 cm=1,6 m
 1,6x1,6=2,56
50/2,56=19,53(sonuç= sağlıklı, normal kilo aralığı)
Sonucun hangi aralıkta olduğuna göre kilonuzu ideal olup olmadığına karar verebilirsiniz.



Vücut ağırlığınız(kg)/ Boy(m)x Boy (m)
VKİ < 18.5 ise Zayıf kilo
VKİ 18.5 arası 24.9 ise Normal (sağlıklı) kilo
VKİ 25 arası 29.9 ise Fazla Kilolu
VKİ 30 dan fazla ise Obez

11 Aralık 2014 Perşembe

Kendini İhmal Etme

Anne-bebek temalı bloglar genellikle bu tarzda konulara değinmezler. Benim de amacım makyaj hakkında püf noktalar vermek değil ama çocukla birlikte hız kazanan yaşamınızda kendinizi ihmal etmemeniz gerektiğine biraz dikkat çekmek.
Çalışan anneler çocuğundan vakit çaldığı için genelde pişmanlık duyarlar ve haftasonlarını saniye kaçırmadan çocuğuna ayırırlar. Bu süreçte de kendilerini genellikle ihmal ederler. Diğer tarafta ev hanımı olanların nasılsa dışarı çıkmayacağım düşüncesiyle kendini ihmal etmesi söz konusudur. Sonuç olarak her iki yaşam modeli de kendini ihmal ettiğine göre, sorun çocuklu olmakta değil, kendine değer vermektedir.
Peki çocuklu yaşamın içinde kendimize nasıl zaman ayıracağız? Bu işin matematiği yok tabi. Bazen çayın altına su koymak ile demlemek arasındaki zamanda çekersiniz göz kalemini, bazen de çocuğunuz odasından oyuncağını getirene kadar olan zamanı değerlendirir ve sürersiniz allığınızı. Siz yeter ki isteyin.
Bu hayat telaşesi içinde bende zaman zaman saçımı tepeden toplayıp, tüm gün eşofmanlarla gezmiyor muyum? Eveeett tabi ki evet. Ama ertesi gün bunu tekrarlamamak için elimden geleni yapıyorum.
Kendim için geliştirdiğim birkaç kuralı sizlerle de paylaşmak isterim.

Kural 1: Dışarıya makyajsız çıkmak yasak.

Bu kural ihlale çok müsait olmasına rağmen, önemlidir. Kimse bizden uzun uzun, profesyonel makyajlar yapmamızı beklemiyor. Ama göz kalemi, rimel, allık ve ruj hepsi bu kadar. Toplam 5 dakika.
Kural 2: Eşofman yasağı var! Jean pantolonlar serbest.

Eşofmanın rahat olmadığını ispat edebilecek bir güç yok. Ama unutmayın, doğum sonrası kiloları çok seven eşofmanlar, bu kiloların kalıcı olması için elinden geleni yapar. Oysa ki hafif dar bir jean pantolon ve üzerine giydiğiniz biraz bol bir gömlek, vermeniz gereken kiloları size hatırlatacaktır. Böylece çocuğunuzla birlikte dondurma kaçamağını fazla abartmamanıza yardımcı olacaktır.

Kural 3: Bir zamanlar topuklu ayakkabı diye bir şey vardı.

Bir zamanlar diyorum çünkü biliyorum, çocukla birlikte topuklu ayakkabı giymek, kazaya davetiye çıkarmaktır. Ama haftasonu eşle başabaşa gidilen davetler için bu ayakkabıları yüksek raflara kaldırmamak gerekir. Fırsat buldukça topukluları kullanmaktan vazgeçmeyin. Spor ayakkabıların rahatlığından birkaç saatliğine vazgeçmelisiniz.

Kural 4: Hafta da bir saçlar mutlaka fönlenmeli.

Bebeğinizin öğle uykusunda (komşu yardımı ile) ya da akşam eşiniz eve geldiğinde yarım saatliğine kuaför kaçamağı yapmanın size iyi geleceğini garanti ediyorum. Sadece kendinize ayırdığınız yarım saat, hem size kendinizi iyi hissettirecek hem de eşinizden iltifat almanızı sağlayacaktır.'Saçların çok güzel görünüyor' gibi bir cümle sanırım her kadının hoşuna gidecektir.

Kural 5: Spor, spor spor....

Spor yapmak mutluluğunuz için gerekli hormonları bedeninizin salgılamasını sağlarken bir yandan da bedeninizin eski formuna kavuşmasını sağlayacaktır.

Siz benim kendim için koyduğum kurallara birkaç kural daha ekleyerek, kendi yaşamınıza uygun hale getirebilirsiniz. Ama unutmayın siz iyi olursanız, çevrenizdekilere ve en önemlisi de bebeğinize iyi olanı yansıtırsınız.

Kendinizi iyi hissetmelisiniz ki, iyi hissettirebilesiniz.

Sevgiyle kalın...

8 Aralık 2014 Pazartesi

Anneliğin İlk Günlerinde Emzirme

Bebek dünyaya geldiğinde, emme refleksi ile doğar. Emzirmek ise biz anneler tarafından öğrenilir. Bebeklerin ilk besini olan anne sütünü yeterli miktarda alabilmesi için, doğru emzirme rutini oluşturmak ve doğru tekniği kullanmak çok önemlidir.

Yenidoğan döneminde bebekler sık sık acıkırlar. Bunun için bebekler her istediğinde emzirilmelidir. İlerleyen dönemlerde de iki emzirme arası süre 2-3 saati geçmemelidir. Bebek istemese bile emmesi teşvik edilmelidir.  Emzirmenin sonuna doğru salınan süt yağ bakımından zengindir ve anne sütünden alınan enerjinin büyük bölümünü karşılar. Bu nedenle bebeği memeden kısa süre de ayırmamak gerekir ve her meme yaklaşık 15 dakika emzirilmelidir.
İlk günlerde bebek çabuk yorulacaktır ve emme süresi kısa olabilir. Bebek emmesi için teşvik edilmelidir. Emme bittikten sonra meme sağılıp kalan süt bebeğe verilmek üzere uygun koşullarda saklanmalıdır

Bebeği emzirirken, anne rahat oturarak, bebek annenin kucağında, bebeğin başı gövdesine göre daha yüksekte tutularak emzirilmelidir. Anne bebeğin vücudunu kendi vücuduna yakın tutmalı ve bebek yastıkla desteklenebilir.

Bebek emerken,  aktif emmesi sağlanmalı ve memeye doğru yerleştirilmelidir. Bunun içinde bebek ağzı geniş ve açık iken memeyi tutmalı, alt dudağı dışa dönmüş olmalıdır. Bebeğin çenesi memeye dokunmalı, memenin kahverengi kısmını da ağzıyla kavramalıdır. Bebeğin emerken yanaklarının şiştiğini görmek, emzirme sonrası meme başının yumuşadığını hissetmek, emzirmenin etkili olduğunu gösterir.

Bebeğinizi emzirirken aslında onun geleceğine sağlık sigortası yaptığınızı unutmamalısınız. Çok kıymetli olan anne sütünü almak bütün bebeklerin hakkıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü, bebeğin su ve besin ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. 6 aydan sonra ek gıdalara başlayarak ve 2 yıl anne sütü ile destekleyerek bebeğinizi beslemelisiniz.

Sevgiyle kalın...

17 Kasım 2014 Pazartesi

Hangi Bebek Arabası?

Bebek arabası seçimi genelde yeni anne-babalar için zordur. İnternetten yapılan araştırmalar, okunan forum siteleri, mağaza ziyaretleri ve eş dost tavsiyeleri derken kafa karışıklığı iyice artar. Bir de tabi işin maddi boyutu var ki, en önemli birkaç kriterin başında gelir. Peki biz bebek arabasını seçerken nelere dikkat ettik?
Önce bu konuyla ilgili hiçbir ön bilgim olmadığı için internetten birkaç tavsiye okumuştum. Ama benim için kullanıcı yorumları önemliydi ve bebek arabaları ile ilgili kullanıcı yorumlarını okumaya başladım. Mesela bugaboo, bebek arabaları ile ilgili genel olarak, ağırlık problemi aklımda kalmış. Zaten gidip görünce de öyle olduğuna bende karar verdim. Ama bugaboo için diğer bilinmesi gereken, bu bebek arabasını, arnavut kaldırımlı bir yerde oturuyorsanız tercih edebileceğiniz bir seçenek olmasıdır. Çünkü bugaboo arabalar bebeği sallantılara karşı en iyi koruyan arabalardan biridir.
Bir diğer marka da Türkiye'de ekonomik olması sebebiyle tercih edilen Kraft marka bebek arabaları. Bu markanın da üçlü setleri var. Ama bir tanıdığımızın önceden tercih etmişti. Söylediği tek şey 'asla alma' olunca, bende biraz ön yargı ile yaklaşmıştım. Ama baktım. Benimde düşüncem fazlaca büyük olması ve kapama-açma şeklinin pratik olmamasıdır. Bunun için Kraft marka bebek arabalarını da elemiştik.
Kafamda son olarak iki marka kalmıştı, Orbit ve Stokke. Her ikisi de fiyat olarak diğerlerine göre biraz fazlaydı. Ama gerek bebeğin güvenliği, gerek bagajda kapladığı alan gerekse pratiklik olarak diğer markalara göre tercih edilebilirliği yüksekti. Stokke, joker mağazalarında satılan, Orbit ise e-bebek mağazalarında satılan markalar.
Önce Stokke'ye baktım. Gerçek anlamda güzel. Arabayı fazla güç harcamadan kullanabilirsiniz. Bebeğin size olan mesafesi çok kısa, yani anne-bebek birbirine çok yakın. Güvenlik açısından da gayet iyi görünüyor. Bırakın bir çocuk, beş çocuk büyür bu arabayla hissini size verdiği için, epeyce sağlam bir duruşu var. Bir de tabii, manevra ve sürüş olarak da gayet başarılı. Bu kadar artıya rağmen, neden ben Orbit aldım, biraz da ondan bahsetmek isterim.
Orbit, hani şu dönebilen araba. Bebeği istediğiniz gibi döndürebiliyorsunuz, üstelikte arabayı yerinden kıpırdatmadan. Peki bu nasıl bir avantaj sağlıyor? Öncelikle araba koltuğunu rahatlıkla, arabanıza koyabilirsiniz. Yani iki büklüm koymaya gerek yok. Çünkü araba koltuğunu kendi aracınıza yerleştirdikten sonra, direk çevirerek bebeği doğru pozisyona getirebilirsiniz. Araba koltuğunu, bebek arabasının üzerine oturtabilirsiniz. Bunun içinde bebeğinizi hiç kucağa alarak yer değiştirmenize gerek kalmıyor. Dönebiliyor olmasının diğer bir avantajıda arabayı nası koyarsanız koyun, bebeği istediğiniz yöne çevirebiliyorsunuz, böylece dar alanlarda bebek arabasını komple oynatmaya gerek kalmıyor. İlk 6 ay için, bebek arabasını, bebek puseti gibi kullanabilirsiniz. Üzerinde paparazzi adını verdikleri tentesi var. Çok kullanışlı, ister güneşten ister rüzgardan, isterseniz ışıktan korunması için kullanabilirsiniz. Bence küçük ama başarılı bir ayrıntı. Hatta bazen hayat kurtarıcı olabilir.
Arabayı tek elle katlayabilirsiniz, bu da çok pratik olmasını sağlıyor. Bagajda çok yer kaplamıyor ama tabi az da kaplamıyor. Eee olacak o kadar. Sağlamlık bakımından, iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok seyahat ettik. Hatta kumsalda bile kullandık ve hiçbir problem yaşamadık.
Bu kadar iyi özellikten sonra söyleyebileceğim tek kötü özellik, bir yaş sonrası kullandığınız pusetin tentesi. Bazen çok sinir bozucu olabiliyor. Ama yine bebek arabası alsam aynı markayı tercih ederdim.
Sevgiyle kalın...

12 Kasım 2014 Çarşamba

Benim Kızım Uyumaz

Uykusuzluktan nasibi hiç eksilmeyen bir anne olarak, sizlere bebeğin uyku eğitimi ile ilgili her kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim. Hatta facebook da bu konu ile ilgili her sayfayı takip edip, her bloggerı okumanızı da. Çünkü çocuklar henüz bebekken onlara bu konuda yardımcı olmak daha kolay olacaktır. Malum çocukların sendromları bitmiyor...

Zehra'nın gece uykusunu iyileştirmek ile ilgili her türlü tavsiyeyi alıp, denedikten sonra uykusuzlukla nasıl baş edilir tavsiyelerinin benim için daha uygun olduğuna karar verdim. Şaka bir yana. İnsanlara gece uyumuyor dediğinizde aldığınız en popüler cevapların bir anketini yapmak isterdim. Ama öncelikle ben, Bana söylenilenleri sizlerle paylaşayım.
Genelde diyalog bendeki uykusuzluk semptomlarının farkedilmesi ile başlar.
-Neden gözlerin şişmiş?
-Çünkü Zehra gece hiç uyumadı.
-Aaa o kesin açtır. Sen ona güzel bir muhallebi yap, yedir ve yatır,bak nası uyuyacak.
-Yine uyumadı.
- O zaman gün içerisinde yetiri kadar yorulmuyor.Sen yatmadan önce parkta iyice yor. Bak nası uyuyacak.
- Yine uyumadı.
-Yine mi uyumadı?(büyük bir şaşkınlıkla) O zaman öğlen uyutma, bak nası uyuyacak.
-Yine uyumadı.
-Neee uyumadı mı? Sen en iyisi sabahları kahve iç, uykunu açsın. Bir de gözlere soğuk kompres yapmak şişlikleri alıyormuş. Hem bir de göz altı morlukları için şu kremi kullan, gerçekten işe yarıyor.
Annemle aramızda geçen diyalog daha kısa ve net oluyor. Hemen onu da paylaşayım.
-Anne, Zehra gece hiç uyumadı.
-Sende uyumazdım. İlkokula başlayana kadar da uyumadın.
Ama olsun ben pes etmiyorum. Çocukların uyku eğitimi ile ilgili her türlü bilgiye açığım. Takip ediyorum ve okuyorum. Kısacası bugün değilse bile bir gün uyur ümidimi asla kaybetmiyorum.
Soğuk kompreslere gelince, kesinlikle işe yarıyor. Krem için bir şey söyleyemiyorum çünkü hiçbir kremi düzenli, kesintisiz bir ay her gece kullanmadım.

Sevgiyle kalın.



11 Kasım 2014 Salı

Gözünü Kedi Tırmalarsa...

Yaklaşık bir ay önce eve geldim. Mukaddes(oyun ablamız) kapıyı üzgün bir ifade ve sulu gözlerle açtı. Ben daha ne oldu demeden, Zehra'nın gözünü kedi tırmaladı dedi. Sokak kapısında salona gitmek birkaç saniyemi alsa da, zihnimde beliren düşünceleri yazsam....Neyse neyse...
Zor dakikalardı, Zehra oturmuş annem ve Mukaddes yanında gözüne bakmaya çalışıyorlar. Evimizin kedisi Tuna kayıplarda. Beni görünce zaten korkmuş olan küçük kızım, başladı ağlamaya. Bende sakin olmaya ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir yandan Zehra'yı rahatlatmak bir yandan üstümü başımı giyinip hemen doktora gitmek için hazırlanıyordum.
Hızlıca bir taksi çağırdım ve doğru Dünya Göz Hastanesine. Açelya Hanım gerçekten çocuk dilinden anlayan bir doktor, yani şanslıydık. Sakin sakin ne olduğunu anlattık. Zehra kaydıraktan kayarken kedimizi kucağına almak istemiş. Eee kedi bu, plastik bir kaydıraktan kaymak ister mi hiç? Sonuç itibari ile kaçmaya çalışırken de Zehramın gözüne tırmık atmış. Gözünün beyaz kısmı resmen kanamıştı. Çok endişeleniyordum fakat aklıma kötü bir şey getirmemeye çalışıyordum.

Önce Zehraya neler yapılacağını anlattım. Muayene için koltuğa oturmalı ve kafasını yaklaştırmalıydı. Ama çocuk işte ne kadar dil döktüysekte asla dinlemedi. Üstelik biz anlattıkça hırçınlaşıyordu. Korkmuştu bir defa. Malesef zorla kafasını yaklaştırdık ve Açelya Hanım gözüne baktı. Bir de damla damlattı ki sanırım epeyce yakın bir damlaydı. ama çok şükür korneasında bir şey yoktu.İşten eve gelişimin üzerinden sadece 1 saat kadar bir zaman geçmişti ama o süre benim 1 saatlik değilde, 1 yıllık yaşlandığımı hissettiğim anlardan biridir. Neyse ki dikkat edildiği sürece önemli bir şey yoktu. Mikrop kapmaması için antibiyotikli bir damla verdi ve 3 gün sonra tekrar gelin dedi.

Gözü gözle görünür şekilde hızla iyileşti ve 3 gün sonra doktorumuza tekrar gittik. Bu sefer daha doktora girmeden tekrar tekrar anlattım. Söz veriyorum canın yanmayacak dedim. Boş bir oda da göz muayenesi yapılacak olan koltuğa oturduk. Her tarafı inceledik ve sıra bize geldi. Benim güzel kızım hiç ağlamadan gözünü yaklaştırdı. Ta ki doktor gözüne damla damlatmak isteyene kadar. Benimde haberim yoktu bu damla işinden. Tabi yine ağladı ve damladan sonra yine zora ki yaklaştırdı kafası. Ama netice iyiydi, yara epeyce iyileşmişti ve 3 gün sonra son kontroldeydi sıra.

Bu sefer yine Zehrayı gidene kadar anlatarak hazırladım. Bir önce ki kontrolde damla damlatılması gerektiğini bilmiyordum ama bu sefer doktordan rica edelim eğer çok gerekli değilse damla damlatmasın diye de söz verdim. Sonuç olarak Zehra hiç acemilik çekmeden gözlerini kontrol ettirdi. Tahmin ettiğimiz gibi doktorumuz damla damlatmak istedi. Ama söz verdiğim üzere rica ettim ve doktorda ricamızı kabul etti. Hazır Zehra bu kadar uyumlu ve sakinken bir de şaşılık ve göz numarası içinde ölçüm yapalım dedik. Böylece göz muayenesini tamamladık. Her şey yoluna girmişti.

Kedimizin mutfağa girmesi yasak. Bunun için mutfağın kapısında Zehra'yı bekliyor:)
Göz muayenesi demişken unutmadan eklemek isterim, Zehra ilk göz muayenesini 8 aylıkken olmuştu. O muayene kısa ve hızlıydı. Mutlaka çocuklarımızı 2 yaş civarında göz doktoru ile tanıştırmalıyız. İlk tanışma önemli olduğu için öncesinde uzun uzun anlatmak hatta doktorun neler yapacağını, nasıl bir koltuğa oturacağını detayları ile paylaşmakta fayda var.

İşte böyle görünmez bir kaza yaşadık. Şimdi aklınızdan kediye ne oldu diye mi geçiyor? Hiç bir şey olmadı. Evet bağırdım ve kızdım. Ama neticede o bir hayvan ve Zehraya şimdiye kadar hiç bir şekilde zarar vermedi. Bebek büyüten hayvan dostu arkadaşlarım bilirler, hayvanlar çocuklara isteyerek zarar asla vermezler. Görünmez kaza işte...

Zehra ve kedimiz hala çok iyi arkadaşlar...

10 Kasım 2014 Pazartesi

Tiyatro Maceramız

Cumartesi günü Zehra ile birlikte ilk tiyatro tecrübemizi yaşadık. İlginç bir gün yaşadık. Çünkü benim küçük kızım ilk kez tiyatroya gitti. Başta biraz endişelendim acaba oturur mu, sıkılır mı diye düşündüm. Ama gayet güzel uyum sağladı. Hatta bitince üzüldü bile...

Ben cuma akşamı tiyatrodan bahsetmeye başladım. Her zaman olduğu gibi önce tiyatronun ne olduğunu, seyircilerin neler yaptığını güzelce ve onun anlayacağı bir dille anlattım. Hatta evde mutfak masasını sahne yaptık. Şeyma, Suzan ve Pepee bize küçük bir gösteri yaptılar.(Şeyma: tek kolu kopmak üzere olan, gece ve gündüz yanından ayırmadığı bebeği. Suzan: banyoda yıkadıkları için artık yürüyemeyen, eskiden yürüyebilen namı-diğer Cicciobello bebeği. Pepee'de küçük peluş oyuncağımız.) Evde ki tiyatromuzu seyrederken bizde seyirci olduk. 10 dakika boyunca oturduk. Oyun bitince de alkışladık. Nitekim evde katlanan tiyatro-sinema koltuklarından olmadığı için ve bir de ben o detayı anlatmayı atladığım için, Zehra o koltuklarda oturmayı tecrübe ederken bayağı eğlendi. Neyse ben en başından anlatayım...

Sabah uyandık, krep yaptık, kahvaltı yaptık sonra Zehra ve Mukaddes(oyun ablamız) birlikte sokağa indiler, geldiler. Bu arada bende biraz kahve keyfi yaptım. Gelince meyvemizi yedik ve üstümüzü başımızı giydik. Sonra atladık bir taksiye, doğru Yunus Emre Kültür Merkezi. Tabi tam uyku saati olunca, Zehram yolda uyudu. Gittik hemen gişeden biletimizi aldık. Salona giriş kuyruğuna girdik. Salondaki yerimizi bulduk ki zaten en arkaymış. Ama Zehra'nın uyanmak gibi bir niyeti yok. Var olan boyun fıtığım daha da bir fıtıklaştı.( Endişeye gerek yok 5 milyon kez başıma gelmişti, en fazla 5 gün ağrıyor. Sonra geçiyor ve yine başka bir haftasonu geliyor:) Neyse sonunda nihayet uyandı. İki dakika içinde de oyun başladı. Pepee şarkıları filan derken birinci perdenin sonuna geldik. Benim kızımda kalktı, dans etti. Oyunlar oynadı ve çok eğlendik. İkinci perde daha da eğlenceli geçti. Seyircileri de oyuna dahil ettiler. Çocuklardan daha çok büyükler ilgi gösterdi diyebilirim. Kısaca gayet keyifliydi.

İlk tiyatro tecrübesi için gayet güzel bir gösteriydi. Bol bol şarkı söyleyebilirsiniz. İkinci perde de seyircilere kocaman toplar atıyorlar. Bu da tabi çocukların çok hoşuna gidiyor. Hatta sanki büyüklerin daha da bir hoşuna gidiyor:)) 

Sonuç olarak en yakın zamanda yine bir tiyatro planı yapmayı hedefliyorum. Şehir tiyatrolarından Kedi ile Palyaço neden olmasın? Bence sizde 2 yaşına basmış olan çocuğunuzla birlikte tiyatroya gidebilirsiniz...

Sevgiyle kalın...

6 Kasım 2014 Perşembe

Bebeklerimizi Emzirelim...

Bebek dünyaya geldiğinde, emme refleksi ile doğar. Emzirmek ise biz anneler tarafından öğrenilir. Bebeklerin ilk besini olan anne sütünü yeterli miktarda alabilmesi için, doğru emzirme rutini oluşturmak ve doğru tekniği kullanmak çok önemlidir.
Yenidoğan döneminde bebekler sık sık acıkırlar. Bunun için bebekler her istediğinde emzirilmelidir. İlerleyen dönemlerde de iki emzirme arası süre 2-3 saati geçmemeli ve bebek istemese bile emmesi teşvik edilmelidir.  Emzirmenin sonuna doğru salınan süt, yağ bakımından zengindir ve anne sütünden alınan enerjinin büyük bölümünü karşılar. Bu nedenle bebeği memeden kısa süre de ayırmamak gerekir ve her meme yaklaşık 15 dakika emzirilmelidir.
İlk günlerde bebek çabuk yorulacaktır ve emme süresi kısa olabilir. Bebek emmesi için teşvik edilmelidir. Emme bittikten sonra meme sağılıp kalan süt bebeğe verilmek üzere uygun koşullarda saklanmalıdır

Bebeği emzirirken, anne rahat oturmalı, bebek annenin kucağında, bebeğin başı gövdesine göre daha yüksekte tutularak emzirilmelidir. Anne, bebeğin vücudunu kendi vücuduna yakın tutmalı ve bebek yastıkla desteklenmelidir.

Bebek emerken,  aktif emmesi sağlanmalı ve memeye doğru yerleştirilmelidir. Bunun içinde bebek ağzı geniş ve açık iken memeyi tutmalı, alt dudağı dışa dönmüş olmalıdır. Bebeğin çenesi memeye dokunmalı, memenin kahverengi kısmını da ağzıyla kavramalıdır. Bebeğin emerken yanaklarının şiştiğini görmek, emzirme sonrası meme başının yumuşadığını hissetmek, emzirmenin etkili olduğunu gösterir.

Tüm bu kitabi bilgilerin yanı sıra emzirmek annelik hissinin tavan yaptığı muhteşem bir duygudur. Annesinin memesindeki bebek huzurludur, sakindir ve mutludur. Bebeğini emziren anne, lohusalık hüznünden korunur, huzurludur ve mutludur. 9 ay içinizde beslediniz büyüttünüz, şimdi sıra 6 ay sadece anne sütüyle beslemeye geldi.

Bol bol sütünüz olsun.
Sevgiyle kalın.

30 Ekim 2014 Perşembe

Emziğimi istiyorum anne...

Emzik meselesi aslında biraz karmaşık bir mesele. Bazı anne arkadaşlarım, ben asla vermem derken, bazıları da emziksiz çocuk mu büyür? diyorlar. Herkesin kendine göre haklı nedenleri var. Peki ben ne yaptım? Ben tabi ki o ne yapmış, bu ne yapmış demeden, içimden geçeni yaptım. Emzik verdim. Hem de hastaneden eve döndüğümüz ilk gece...

Biz 3 gece hastanede kaldıktan sonra eve döndük. Artık sütüm yavaş yavaş artmaya başlamıştı. Zehrayı emziriyordum. Daha öncede katılmış olduğum kurs ve seminerlerin faydası ile anne sütünün kıymetini ve bebeğime sağlayacağı faydanın farkındaydım. Fakat anne olanlar iyi bilir. Bebeğin ilk günleri dünyaya alıştığı günlerdir. Sizde anneliğe alışırsınız. Lohusalık hüznü, çevreden gelen öneriler ve bir de sizin bildikleriniz... Her şey birbirine karışır. İşte öyle bir anda aldığım karar sonucu içimden gelen Zehra'nın emzik emmesinin doğruluğuydu. Bende 4 günlük bebeğe emziği verdim.

Emziğin kurtarıcı bir yanı var. Bebekler doğduğunda emme refleksi ile doğuyorlar ve bu duygunun hep doyurulmasını istiyorlar. Emzirmenin ilk günlerde meme ucunda oluşturduğu acı hissini bilen bilir. Zehra sürekli meme isteyen bir bebekti. Meme vermediğinizde yaygarayı koparırdı. Fakat benim mememi de yalancı emzik gibi emerdi. Bunun içinde yalancı emzik bizim kurtarıcımız oldu. En azından nefes alacağım zaman dilimi oluşturma konusunda bana yardımcı oldu.

Emzik verdiğim için kendimi hiç suçlu hissetmedim. Fakat bir konuda keşke diyorum. Henüz yaşına girmeden emzikten vazgeçirebilseydim, bugün kara kara nasıl bırakacak emziği diye düşünmek zorunda kalmazdım belki. Gece emzikle uyumaya alıştırmasaydım, bu kadar uykusu bölünen bir çocuk olmazdı belki.

Sevgiyle kalın.

22 Ekim 2014 Çarşamba

Mevsim yine Hastalık

Bu aralar yine herkes hasta. İş yerine geliyorum herkes hapşırıyor. Alışverişe gidiyorum, herkes öksürüyor. Anladım ki grip ya da nezle bizim eve uğrayacak. Grip salgınından nasibimi önce ben aldım. Tabi ben hastalanınca peşi sıra Zehra da ateşlendi. Zaten anaokuluna da başlamamız sebebiyle, ben korkulu rüyalar görmeye başlamıştım. Hafif bir huzursuzluk ve keyifsizlik baş göstermişti.

Bende hastalığın geldiğini hisseder hissetmez, hemen vitamin takviyesine başladım. Daha öncede 'Hastalık Mevsimi' yazımda bahsettiğim gibi Zinco C bu dönemde Zehra'ya iyi geliyor. Hemen iyice hastalanmasını beklemeden başladık. Çorbalarına enginar rendeledik. Sebzeyi ve meyveyi artırdık.
Sıvı alımına daha bir özen gösterdik. Ayva yaprağını kaynattık, suluğuna koyduk. Burnu için deniz suyuna başladık. Bol bol deniz suyu ile yıkadık. Bir de benim en sevdiğim Umca damlayı günde 3 defa vermeye başladık. Ateşlenmedi mi? Ateşlendi malesef. Ama iyileşme süreci hızlı oluyor. Antibiyotik almadan geçirebiliyorsunuz.

Bu hastalığımızda bir de öksürükten çok yakındık. Bunun içinde duvar sarmaşığı özütünden yapılan Prospan şurubu tercih ediyorum. İçinde şeker ve herhangi renk verici madde olmaması da tercih sebeplerimizden. Bizzat kendimde denedim. Bana çok iyi geldi. Bunun yanı sıra gece artan öksürüklerde yastığını yükseltmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca bir arkadaşım ayak altlarına vicks sürüp çorap giydiriyormuş Ama ben biraz vicks'in ağır kokusundan korkuyorum. Burun tıkanıklığı olduğunda yastığına filan sürüyorum. Faydasını da görüyorum. Ama konu öksürük olduğunda açıkçası beni biraz tedirgin ediyor. Çünkü yoğun mentol kokusu zaman zaman öksürüğü arttırıcı etki yapabiliyor. Bunun için vicks kullandığınızda mutlaka odasının camını açın ve odayı havalandırın. Göğsüne filanda kesinlikle sürmeyin. Bazı anneler ısıtıcı etkisinin öksürüğü azalttığına inanıyorlar. Ama bence çörek otu yağının ısıtıcı etkisinden faydalanmak daha iyi olabilir. Hatta çörek otu yağını zeytinyağı ile seyrelterek kullanabilirsiniz.

Odasını havalandırmak, öksürdüğü dönemde çok önemli. Kış dahil olmak üzere ben mutlaka camını bir parça açık bırakıyorum. Sürekli odasının ısısını kontrol ediyorum. Üzerini açmasın diye nöbet tutuyorum.

Burun tıkanıklığı için iki farklı damla kullanıyoruz. Deniz suyu içeren ve açıcı özelliği olan damlalar. Açıcı özellikteki damla ilaç olduğu için ismini paylaşmak istemiyorum. Fakat deniz suyu içeren damlalardan biraz bahsetmek isterim. Tuz oranı yüksek olanlar, sinomarin gibi(sterimar'ın da varmış sanırım) burun tıkanıklığının çok olduğu dönemlerde daha etkili sonuç veriyor.

Tüm bunları doktorunuzla paylaşmadan yapmamalısınız.

Hastalıklar iyileşmeye giden bir yoldur.
Herkese sağlıklı günler diliyorum.

9 Ekim 2014 Perşembe

Eyvah bu çocuk zayıflamış!

Anne ve baba çalışıyorsa, çocuklar genelde anane ya da babanne eşliğinde büyüyor. Bizde de ananemiz sağ olsun bize hep destek oldu. Evde Zehram ile ilgilenen bir ablamız var fakat ananemizde hep yanlarında oldu. Yemesi, içmesi hep ananenin kontrolündeydi.

Zehra sebzelere karşı biraz mesafeli duran bir çocuk. Sebzeyle olan samimiyetini bir türlü artıramadık. Baktık olacak gibi değil. Bizde sevdiği yemekleri, sevmedikleri ile birleştirdik. Yani makarna ve yoğurt yiyecek ise makarna haşlanırken suyuna kabak rendeledik. Köftesinin içine biraz bezelye ekledik. Mantıyı enginarla pişirdik. Farkında olmadan ona damak aşinalığı gelişmesi için az az sebze yediriyorduk. Tabi anaokuluna gittiğimiz günden bu yana evdeki yemek menülerini çok bulamaz oldu. Öğlen eve geldiğinde her ne kadar ananemiz yemekler hazır beklesede...

Hamur seven çocuğun menüsünde mantı eksik olmaz. Annem torunu için mantı yaparken, etini normalin iki katı koyarak ve hamurunu çok ince tutarak çözümler üretse de, Zehram'ın kilosu, her doktor kontrolünde üst sınırda çıkardı.

Bugün sabah iş yerinde telefonum çaldı.
-Efendim anne?
-Eyvah kızım, eyvah
-Ne oldu anne?
-Bu çocuk çok zayıflamış. 
-Yok anne.
-Hayır zayıflamış. Bacaklar sünmüş ve göbek gitmiş. Zaten sabah okula giderken de çok ağladı.
-Yok anne yok. Boyu uzadı. Okula da alışacak. Hem zaten kilosu fazlaydı.
-Ne kilosu, ne fazlası yok öle bir şey. Ben bir kek yapayım da yesin, okuldan gelince.

Peki bana göre normal olan kilo anneme göre neden az?

Bakın, Ömer Devecioğlu, Annelere Öğütler kitabında kilo artışını nasıl anlatmış.
Özetle miyadında ve normal kiloda doğan bebek, bir hafta 10 gün içerisinde doğum kilosuna tekrar ulaşır.(Bilirsiniz, bebekler doğduktan hemen sonra biraz tartı kaybedebilir. bknz: fizyolojik tartı kaybı) İlk 6 ayda; haftada 150-250 g kilo almalıdır. İkinci 6 ayda; haftada 100-150 g alırlar.
1-2 yaş arası dönemde hafta da 50 g'lık kilo artışı gözlemlenir. 2 yaş sonrasında yıllık kilo artışı ergenliğe kadar yılda 2 kilogram şeklinde olmalıdır.

Uzun vade de kilo alımı şu şekilde hesaplayabilirsiniz. Çocuk 5. ayda doğum tartısının iki, 12. ayda üç, 24. ayda dört katı olmalıdır.

Soruyu tekrar soruyorum.
Peki bana göre normal olan kilo anneme göre neden az?
Cevap: O anane olduğu için:)

Sevgiyle kalın.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Servis geldi. Haydi marş marş...

Biz anaokulumuzu seçtik. Zehrayı alıştırmaya çalışıyoruz. Bu dönem biraz sancılı geçiyor. Ama anladığım kadarıyla çocukların büyük çoğunluğu aynı sorunu yaşıyorlar. Kesinlikle gitmek istemiyor. Servise binene kadar ağlıyor. Ağlaya ağlaya göndermek insanın içini acıtıyor ama 10 dakika sonra aradığımda gayet hayatından memnun. Böyle olduğu içinde benim içim rahat ediyor tabi.
Okulumuzun psikoloğu Nazlı Hanım bu sürecin olağan olduğunu söylüyor. Bizde Nazlı Hanımın desteği ile Zehrayı alıştırmak için adım adım şu aşamaları izledik.
Adaptasyon sürecinde önce bir hafta sonu 1-2 saat, anne-baba-çocuk, hep birlikte okulun bahçesinde vakit geçirdik. 
1.gün: Okulda diğer çocuklarında olduğu bir gün, benim işte olmam nedeniyle, anane ile birlikte 1-2 saatlik kahvaltı sonrası eğlenceli vakit geçirdiler. Hatta o gün tadı damağında kalacak şekilde eve döndüler. 
2. gün: Ertesi gün süreyi biraz daha arttırıp, anane okulda ama Zehra sınıfta vakit geçirdiler. 
3. gün: Zehra yarım gün okulda, ananeyi hiç görmeden ama dönüş yolunda birlikteler.
4. gün: Anane okula bıraktı, Dönüşte servisle tek başına döndü.
5. gün: Servise tek başına bindi ve ağlamaya başladı.

Şimdi artık her sabah servise binmemek için direniyor. Hatta servisimiz bizi sabah 7:55'de alıyor. Bunun için sabahları biraz erken kalkması gerekiyor. Bir de tabi kıyafet değiştirmek öyle zor ki, pijamaları çıkarmak bir dert, çıkarttıktan sonra kıyafetlerini giydirmek başka bir dert. Alt değiştirmeden hiç bahsetmiyorum bile. Tabi bu kadar zorluğun içerisinde servise yetişmek mümkün olmuyor. Bende şöyle bir çözüm ürettim. Ertesi gün giyeceği kıyafetini akşamdan giydiriyorum:) Komik ama en kolay yol bu oldu. Sabahları iç badisi ve t-shirt üzerinde uyanıyor. Bir tek uykusunun arasında bezini değiştirip, altına eşofmanını giydiriyorum. Böylece sabah uyandığında elini yüzünü yıkayıp, doğruca ayakkabılarını giydiriyoruz. Servis gelmeden 10-15 dakika önce aşağı indirip bahçede köpekleri filan besliyoruz. Servisin gelmesiyle bizim ki salya sümük ağlamaya başlıyor. Ağlaya ağlaya servise biniyor. Tabi insanın içi bir tuhaf oluyor ama alışmasını bekliyoruz. Gün gelecek benim çocuğumda ağlamadan okula gidecek diye bekliyorum.

Bütün bunların yanı sıra bence en önemli ayrıntı, her zaman olduğu gibi okul mevzusunda da çocuğa karşı dürüst ve açık olmak. Yaşayacağı süreç konusunda önceden bilgilendirmek. Mesela 'Bugün öğlen servisle döneceksin. Seni ananen karşılayacak.' Ya da 'Yarın okula gitmeyeceksin çünkü hafta sonları okul tatil.' gibi çocuğu yaşayacakları konusunda önceden bilgilendirmek aranızdaki güven duygusunu perçinlerken, çocuğun kendi rahat hissetmesini de sağlayacaktır.

26 Eylül 2014 Cuma

Anaokulu Seçerken...

Zehra'nın evde sıkılması ve son günlerde havaların yağmurlu geçmesi sebebiyle bizim anaokulu arayışımız başlamıştı.

Önce internetten eve yakın olan yuvalarla ilgili bir liste oluşturdum. Bu listeyi oluştururken, anne yorumları ve tecrübelerine dikkat ettim. Haftasonu tek tek bütün yuvaları gezdik. Kurucuları ile tanıştık. Zaten içlerinden birkaçını direk eledik. Özellikle oyun bahçesi küçük olanları sıralamadan hemen çıkardık. Bazı yuvaların oyun parkındaki oyuncaklar kırık ve güvenli değil. Açıkcası şaşkınlık içindeyim. Benim gördüğümü okul kurucularının ve yöneticilerin görmemesi imkansız.

Yuvanın fiziki şart ve koşulları önemli. Mesela bazı yuvaların sınıfları küçük ve karanlık. Bazı yuvaların kurucuları iletişime açık değil.(Bizimle etkili iletişim kurmayan çocukla nasıl iletişim kuracak?) Kısaca zaten gezerken bir çoğunu kafadan eledik. Sonuç olarak Florya Helen Doron Anaokulunda karar kıldık. İleryen dönemde tecrübelerimi paylaşacağım.

Neden Helen Doron'u tercih ettik biraz bundan bahsetmek isterim.

Öncelikle kurucusu Meltem Hanım ilgili ve iletişime açık bir bayan. Bize Helen Doron'un diğer yuvalardan farkını uzun uzun anlattı. Çocuklara olan yaklaşımlarından bahsetti. Her öğretmenin kendi bünyelerinde tekrar eğitim aldığını söyledi. Sorularımızı tek tek dinledi ve mantıklı cevaplar verdi.(zaten böyle olması gerekir gibi düşünenler için diyorum ki; yuva arayışına girdiğinizde zaten böyle olması gerekir dediğiniz bir çok şeyi bulamayacaksınız, hazırlıklı olun.)

Okulun fiziki koşulları harika. Büyük bir arka bahçesi var. Sınıflar geniş ve aydınlık. Bahçede çocukların aktivite yapabileceği toprak bir alan mevcut.

Psikoloğu Nazlı Hanım ile henüz yüz yüze tanışma fırsatım olmadı ama telefonda konuştuğumuz üzere ilgili...

Tabii hoşuma gitmeyen ayrıntılar var mı? Malesef var.:( Okulda artıma su kullanılıyor. Biz Zehra'nın yanına suluk koyarak çözüm bulmaya çalıştık. Birde yemek listesi çok hoşuma gitmedi. Ama şikayetleri ve önerileri ciddiye alan bir kurum olduklarından bahsettiler. Önümüzdeki hafta yemek listesindeki revizyonu merakla bekliyorum.

Zamanla daha detaylı bilgiyi sizlerle paylaşacağım.

Sevgiyle Kalın.

Güncel fikirlerim için ziyaret etmenizi öneririm,
http://goksusenol.blogspot.com.tr/2016/06/helen-doron-florya-deneyimlerimiz.html 

23 Eylül 2014 Salı

Duvarı da boyarım, dolabı da...

Her pazartesi olduğu gibi, bu pazartesi de Zehra'yı özleyerek mesai saatime başladım. Haftasonları birlikte uzun uzun vakit geçirdikten sonra pazartesi günü sendromu biraz daha yoğun yaşanıyor. Bu sendrom sadece beni etkilemiyor. Zehra'nın da pazartesi günlerini çok sevmediğini biliyorum. Her pazartesi akşamı çözülmesi gereken bir krizin whats up dan fotoğraflarını alarak eve dönüyorum.Mesela bugün akşam Zehra'ya duvarları ve dolapları boyamamak gerektiğini anlatacağım.

Biz Zehra'yla boya yapmaya biraz erken başladık. Zehra mama sandalyesine oturmaya başlamasıyla birlikte, boya kalemleriyle de tanıştı. Başlarda ben resim çizerek anlattıklarımı hikayelendiriyordum. Zehra'nın kalem tutmayı öğrenmesiyle onun hikayesini çizmeye başladık. Çocuklar büyüdükçe özgürleşiyorlar. Özgürleşdikçe kendi seçimlerini yapabiliyorlar. Benim küçük kızım bu sabah kağıt yerine dolaplarını ve duvarlarını boyamayı tercih etmiş:) Saygım sonsuz tabiii... Ama sınır getirmek şart. Yoksa bu özgürlük alanı genişleye genişleye, salondaki beyaz koltuğa kadar gelecek diyor, içimdeki ses.

Eve gidip birlikte hemen bir duvar belirlemeyi düşünüyorum. Zehra bunu kabul eder mi? Bilmem.

Hazır söz boyadan açılmışken, parmak boyalardan bahsetmemek olur mu hiç? İki ay önce ilk parmak boya maceramızı yaşadık. İkimiz içinde farklı bir çalışma oldu.Kağıt boyadık, t-shirt boyadık, birbirimizi boyadık, Zehra kendini boyadı. Parmak boyalar kullanım açısından biraz riskli çünkü çocuk direk temas halinde. Bunun için ben önce güzel bir araştırma yaptım. Carioca marka parmak boyayı tercih ettik.
Zehra'nın sanat eseri

Sizlerle keçeli ve pastel boya tercih ederken de dikkat edilmesi gereken birkaç ayrıntıyı paylaşmak isterim. Öncelikle çok sivri olmaması gerekli. Bunun sebebi bebekten büyük ama henüz çocukta diyemediğimiz yavrularımızın ince kas gelişimi yavaş yavaş olacaktır. Bu dönemde cesaretlerinin kırılmaması için tutması kolay kalemler tercih edilmeli. Kesinlikle çocuk sağlığını tehdit eden kimyasallar içermemelidir. Bir de tabi yıkandığında çıkması çok önemli.

Sevgiyle kalın...





16 Eylül 2014 Salı

Deniz, Havuz ve Güneş Mevsimi 2: Ne yemeli Ne içmeli?

Deniz, havuz ve güneş demişken, tatilde çocuklarımızın ne yediği önemli.

P.S: Bu yazı henüz tatil havasından yeni kurtulmuş, back to office sendromu yaşayan, bir sonraki yaz tatiline henüz plan bile yapmamış bir anne tarafından yazılmıştır. Bilginize...

Kıbrısta bütün anneler hiç bir şey yemiyor bu çocuk diye yakınıyordu. Nitekim benim Zehram da bir şey yemedi. Gelince bir ara tartısına bakayım diye düşündüm ama sonra hemen vazgeçtim. Çünkü zayıfladı biliyorum, sinir bozmaya gerek yok.

Zehra zayıfladı ve çok sağlıklı tercihler yapmadı. Tercihler diyorum çünkü açık büfede bulunan bütün yemeklere baktı fakat klasik sabahları krep öğlen ve akşam yoğurtlu pilav yedi. Bende bir rescue plan (kurtuluş planı) yaptım. Kahvaltıdayken, portakal yedirdim. Sabah kahvaltıdan hemen sonra deniz kenarında şeftali yedirdim. Öğle ile akşam arasında karpuz. Tabi her seferinde kabul görmedim. Ama yılmadan usanmadan denedim. Bol bol su ve ayran içirmeye özen gösterdim.

Aslında bardağın dolu tarafına gelince, güneşle birlikte yağlı ve ağır yemekler yeseydi, hastalanabilirdi. Vitaminlerini meyveden almasına özen gösterdim. Bir de tabi açık büfe konsept ne de olsa çok sağlıklı değil. Çünkü ortak kullanılan maşalar, açıkta kalan yemekler filan derken...

Çocuklarımıza dikkat ederken kendimizi unutmayalım! Çocukların peşinde koşuşturmak için bizimde ne yediğimiz önemli. Ben özellikle kahvaltıda protein almaya özen gösterdim. Hiç hamurlu ve şekerli bir şey yemeden geçirdiğim kahvaltı sayısı fazladır. Ama ara sıra yedim tabiii... Kahvaltıda meyve yedim. Yeşil beslenmeye özen gösterdim. Hamur ve tatlı tuzaklarına düşmemeye özen gösterdim. Bu tuzaklar bubi tuzağı gibidir. Bir eline geçirdi mi bırakmaz. Ayrıca hamur ve şekerli beslenme kan şekerinizi ani yükselteceği için halsizlik yapacaktır. Siz halsiz kalırsanız genç hanımların ve genç beylerin peşinde kim koşacak?

İyi tatiller olsun...

10 Eylül 2014 Çarşamba

Deniz, Havuz ve Güneş Mevsimi 1- Dikkatli olmalı, Güneşten korunmalı!

Uzun süredir yazamamamın nedeni, yaz mevsimi.(Hep bir suçlu aranır ya...)
Biz anneler bebeklerimizi her şeyden koruruz. Bence yaz tatillerinin en büyük tehlikesi güneş yanığıdır. Çünkü çocuklar denizden çıkmak istemez. Kumdan kaleler inşa etmek isterler. Her ne kadar güneş koruyucu kremler sürsekte güneşin zararlı etkilerinden korunmanın en etkili yolu, güneşe çıkmamaktır.

Bizde Kıbrıs gezimizden yeni döndük. Kıbrıs malum olduğu üzere Eylül de bile çok sıcak. Fakat harika bir denizi olduğu için bu sene yine oraya gitmeyi tercih ettik. Biz şanslıyız çünkü Zehra tam bir su kuşu:) Denizin, havuzun ve tatilin tadını Zehra çıkardı. Biz mi? Yorgunuzzz:)

Biraz tatil rutinimizden bahsetmek isterim. Sabah erkenden, saat 7'de uyandık. Kahvaltımızı yaptık ve saat daha 9 olmadan sahile indik. Güneşle sıcak temas başladı. Öğlen 12'ye kadar sahil kenarında ve denizde vakit geçirdik. Kumdan kaleler yaptık, çukur kazdık içini su ile duldurduk. Sonra öğle yemeği ve uyku saati. Saat 4 gibi aquapark' a gittik. Kaydıraklardan kaydık.(çoğul kullanıyorum, çünkü hepsinden Zehra'da kaydı.) Sonra saat 5 gibi tekrar denize döndük ve 6 buçuk gibi odamıza döndük. Bunları niye anlattığı söyleyeyim hemen. Güneşte çok fazla vakit geçirdik. Bende gitmeden önce birkaç hazırlık yapmıştım. Bunların en başında Zehra'ya 4 tane filan yedikli mayo götürdüm. Her ne kadar sürekli suyun içinde de olsa küçük molalar verdiğimizde hiç ıslak mayo ile dolaşmasına izin vermedim.




Güneş kremi olarak Zehra doğduğundan beri hep kullandığım ve çok memnun olduğum Mustela'nın güneş koruyucusu ve güneş sonrası kremini kullandım. Biz bu kremi park-bahçe gezilerimizde de kullanıyoruz. Tavsiye ederim, başarılı bir ürün. Zehra gözlerini açar açmaz, kahvaltıya gitmeden hemen bolca güneş koruyucu krem sürdük. Gün içerisinde tekrarladık. Çocuğum üstüne beyaz boya dökülmüş gibi gezdi ama olsunnn...Peki yeter mi? Yetmez. Çünkü Akdeniz güneşi bu şakası olmaz.







Saat 10'a kadar mayosu ile gezdi fakat 10'dan sonra üzerine plaj için olan UV filtreli t-shirt giydirdim. Alırken acaba kullanır mıyım demiştim. Ama oraya gidince iyi ki almışım dediklerimin başında geldi. Bir de başına şapka taktık. Ohh çok güzel oldu. Şapkayı ara ara hep ıslattık. Bol bol su ve ayran içirdim. Karpuz ve şeftali deniz kenarı meyvelerimiz oldu. Muz da akşam yemeği meyvemiz. Böylece tatilimizi tamamladık.





Unutmadan eklemek isterim. Zehra gibi deniz kuşları için bir tavsiyede deniz gözlüğü. Böylece miniklerimizin denizden ve havuzdan gözlerini de korumuş oluruz.










Yazı bitirdik, sezonu açtık. Hayırlı işler...

P.S: Her şeyin hesaplısına kaçmakta fayda var. Güneş koruyucu T-shirt indirime girmişken şimdiden almalı(29,90 TL) Güneş kremini de yaz başı kampanyalı satan web siteleri var, aftersun ile birlikte satıyorlar. Yüzücü gözlüğü olarak arena çocuk aldık. Çok rahat kullandı.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Dubai'ye Hamile ya da Çoluklu Çocuklu Gidilir mi?

Uzun zamandan beri fırsat bulup yazamadım. Ama bu yazı ilginç bir yazı olacak sanıyorum. Blog sayfamın temel teması anne-bebek olduğu için Dubai gezimin bebekli ya da çocuklu turistlere uygunluğu konusunda bahsetmek istiyorum...

Öncelikle Dubai gezilmesi ve görülmesi gereken bir yer. Paranın gücünü her köşe başında hissedebilirsiniz. Alışveriş merkezleri, arabalar, lokal diye bahsedilen ve Dubai şeyhinin ailesinden olan insanlar gibi bir çok detay çok zengin bir ülkenin topraklarında olduğunuzu hissettirecektir.

'Dubai'ye çocukla gidilir mi?' Bu aslında çocuktan çocuğa değişebilir. Hamile annelere çok fazla önermiyorum. Çünkü gezilecek ve yapılacak çok şey olduğu için, doğum sonrası gitmek gezinizin verimli geçmesi açısında önemli.
0-6 aylık dönemde olan ve sadece anne sütüyle beslenen bebekler için sıkıntı yok. Zaten annesinin memesi onun her şeyi:) peki anneler sütünün kalitesi için ne yapmalı? Emziren annelerin su içmesi gerekliliği üzerinde durursak. İçme suyu ile ilgili şu detayı bilmekte fayda var. İçme suları iki çeşit arıtma su ve kaynak suyu. Her yerde kaynak suyu bulamayabilirsiniz ama endişeniz olmasın arıtma sularda hiç fena değil. Üstelik hava çok sıcak olduğu için su miktarınızı da normalden biraz daha arttırmanız gerekecektir. Emzirme odalarını blogumda yazabilmek için özellikle gezdim. Fakat odaların hiç boş bir zamanına denk gelmediğim için fotoğraflayamadım. Ama gayet konforlu ve temizdi. Endişeniz olmasın. Etrafınıza baktığınız da çok kozmopolit bir insan kalabalığı görüyorsunuz. Hindistanlı, Pakistanlı ve Asyalı insanlar çoğunluktaydı. Marketler de tropikal meyveler dahil olmak üzere birçok meyveyi bulabilirsiniz.

6 aylık dönemden sonra uçak yolculuğu da önem kazanıyor. Bebekle yada çocukla birlikte gidilecekse kesinlikle FlyDubai gibi havayolu şirketleri tercih edilmemeli. Çünkü uçaklarda koltuk mesafeleri dar ve yastık bile istediğinizde para karşılığı verdiklerini düşünürsek sanırım Emirates ile uçmak konfor açısından daha mantıklı.(acil çıkışı bile ekstra parayla satıyorlar.)

Ek gıdaya başlayan çocuklar için yemek ile ilgili şu detay önemli, hazır yemeklerin çoğu 'baharatlı'... Marketlerde Türk markalarını görmek mümkün, kahvaltı için kaşar peyniri, labne peynir filan rahatlıkla alışık olduğumuz şekilde bulabilirsiniz. Belli markaların hazır kavanoz mamaları da mevcuttur. Formül süt kullanan bebekler için, yine hiç sıkıntı yok. Türkiye de bulunan tüm markalar orada var.


Gelelim 1 yaş sonrasına... Zorluğun başladığı dönemdir. Çünkü bütün yiyecekler çok baharatlı. Lübnan yemekleri yapan restaurantlar çeşitlilik açısında biraz kolaylık sağlayacaktır. Ama bizim kaldığımız otel de odalarda mutfak vardı. Eğer sizde mutfaklı bir otel odası tercih ederseniz, kendi yemeğinizi pişirebilirsiniz. 

Dubai de seyahate gelince, genellikle taksi kullanılıyor. Bu büyük konfor sağlıyor. Ama unutulmaması gereken çok önemli ayrıntı dışarısı çok sıcak ve nemli, dolayısıyla hemen terliyorsunuz.Kapalı ortamların hepsi de fazlaca soğuk olduğu için hastalanmaya müsait... Yetişkin olarak ben bile yanımda uzun kollu hafif kıyafetler bulundurmaya özen gösterdim. Çocukla gezerken bol yedek kıyafet almakta fayda var.
şeker satan mağazalardan biri
2 yaşından sonra çocukların ilgisini çekecek birçok aktivite ve mekan var. Akvaryum, Dubai Mall'ın içerisinde oyuncak ve şeker satan mağazalar oldukça hareketli ve ilginç. Fakat çok yorucu olduğunu itiraf etmeliyim. Akvaryum çok eğlenceli ve çok ilginç fakat çok da büyük. Tabi bu durum da çocukların bebek arabalarını mutlaka yanınızda bulundurun. Yoksa bütün gezi zehir olabilir.

Çocukla gidilebilecek bir çok yer olmasına rağmen, çocukların gitmesi çok da uygun olmayan bir çok yer var. Mesela çöl safarisi...Oraya gidilmişken yapmadan gelinmez diye düşündüğüm bir aktivite. Okul çocukları için yine uygun olabilecek iken bebeklik dönemi çocuklarınız için asla uygun değil diye düşünüyorum. Çünkü ciddi adrenalin içeren bir gezi ve güvenlik açısından sıkıntı oluşturabilir. Ama diğer açıdan da 10 yaşındaki bir çocuğun asla unutamayacağı bir tecrübe olacaktır. Çöl ne demek, çöl yaşantısı nasıl olur gibi soruların cevaplarını, yaparak yaşayarak öğreneceği bir gezi olacaktır. Deve ile küçük bir gezinti yapabilme şansını da yakalayacaktır.

Dubai de çocukla gidilemeyecek başka bir yer de Lübnan Tavernası Al Qasr... Dubai yolcularının kesinlikle gitmesi gereken süper lezzetli mezeleri olan ve çok eğlenceli bir mekan. Oranın kendi halkı olduğunu düşündüğüm, yöresel kıyafetli insanlar, her ne kadar kundaklı bebekleriyle gelseler de, hiç uygun değil. Çünkü içeride pofur pofur nargile içiliyor. Yüksek ses de müzik var. Hem zaten dansözü mü izleyeceksiniz, bol ikramlı yemekleri soğutmadan mı yiyeceksiniz yoksa küçük afacanla mı ilgileneceksiniz. Bence çocukla çok zor...

Benim aklıma gelen bütün ayrıntılarını olumlu ve olumsuz yönleri ile paylaşmaya çalıştım. Ben Zehram olmadan gittim. 4 günlük bir ayrılık yaşadık. Evet zor oldu ama sanırım birlikte gitseydik, bu gezi hepimiz için zor bir gezi olacaktı. Zehra da ananesi ve dedesiyle çok cici bir otelde tatil yaptı. Üstelik yüzmeyi de öğrenmiş.

Karar sizin ' Dubai'ye hamile ya da çoluklu çocuklu gidilir mi?'

Sevgiyle kalın...
biliyorum Türkiye de var. Ama dönüşte Zehra için uçan peri Flutterbye aldık.


10 Temmuz 2014 Perşembe

Hamilelikte Beslenme

Hamilelikte beslenmek hem anne sağlığı, hemde bebeğin sağlığı için çok önemlidir. İnternet de bir çok örnek beslenme programı bulabilirsiniz fakat hepsinin sizinle olan uygunluğu tartışılır. Fırsatınız var ise hamilelikte beslenme ile ilgili profesyonel destek almak en güzelidir. peki fırsatınız yok ise ne yapmalı? Sakın iki kişilik beslenme ya da şekerli gıdaların doğru tercih olduğunu düşünmeyin. Sağlıklı beslenmenin çok özel bir matematiği var aslında. Bir de hamileyseniz önemi ve hassasiyeti katlanarak artıyor.

Kendi hamileliğim sırasında tam bir kitapkurduydum. Çünkü bizim ailemizdeki en küçük çocuk bile 12 yaşındaydı. Etrafımda minik bir bebek yoktu. Hamilelikte beslenmekle ilgili de bir çok yazı okumuştum. Bu yazıların bir çoğu ya 1-2 sayfalık makaleler ya da bir kitabın içerisindeki bir bölümdü. Kötü değildi ama birşeyler de eksikti.

Her zaman ki D&R gezilerimden birinde dikkatimi çeken bir kitaba rastladım. İsmi:

'Bir Diyetisyenin Hamilelik Günlüğü'

İş icabı da olsa gerek hemen aldım kitabı ve neredeyse 1 günde bitirdim. İlk basım tarihi Şubat 2014 olduğu için büyük ihtimalle hamilelik dönemim de okumamıştım. Yazarı da bir diyetisyen olan Müge Özyurt Şafak. 133 sayfa.

Ben kitap eleştirmeni değilim. Fakat bu yollardan geçmiş ve beslenmesine dikkat eden bir anne olarak, kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ederim.Çünkü kitap sağlıklı beslenme konusu temel alınarak yazılmış bir kitap olmasının yanı sıra, annelik duygularını da içeren bir kitap.Annelik duygularını içeriyor olması da, kendinizden bir şeyler bulmanızı ve aynı zamanda da öğretici olmasını sağlıyor. Böylece sıkılmadan okuyabiliyorsunuz.

Yazarın kitabın sonunda bebeğiyle olan resmi, çok etkileyici. dilerim bütün anneler bebeklerine sağlıklı sıhhatli kavuşurlar.


3 Temmuz 2014 Perşembe

Kilolar, Kilolar, Kilolar...

Yaz mevsimi güzeldir. Deniz, havuz, ince kıyafetler, mayo, bikini derken geldik mi doğum sonrası fazla kilolara...Herkesin şöyle bir iç çektiğini hissettim:)
Fazla kilolar demişken, öncelikle biraz kendimden bahsetmek isterim. Hamileliğimin 6 ayı boyunca kusmuş bir anne olarak, benim bile doğum sonrası kilolarım henüz daha yeni terk etti beni.
53 kilo ile hamile kaldım, ilk üç ay da 3 kilo kaybettim. Hiç bir şekilde çare bulamadığım ve bitmesi 6 ayı bulan bulantı ve kusmanın etkisiyle hamileliğimi yaklaşık 9 ila 10 kilo civarında bitirdim. Zehra 3050 gr gibi doğdu. Hastaneden gelince kaç kiloydum, bilmiyorum çünkü tartının üzerine yaklaşık 1 ay sonra çıktım. 60 kiloydum.:) Şimdi gülüyorum çünkü bu sabah tartıldığımda 53,4 kg çıktım. 
Nasıl 53'ü (400 gr'ın aramızda lafı olmaz) gördüm, bundan uzun uzun bahsedeceğim tabi ki. Öncelikle unutulmaması gereken birkaç altın kural var. Bunlardan birincisi emzirmek. Emzirmek bir kadının yaşayabileceği en güzel ve en kutsal duygulardan biridir. Kilo vermeye yardımcı olduğu kesin, diğer bir taraftan da emziren kadın acıkıyor, yemek istiyor. Su iç, sütün olur diyenlere katılıyorum ve ekliyorum.

'İyi beslen ve bol su iç'

İyi beslen, ama iki kişilik beslenme:) İyi beslen ama şeker tüketme. Şekerli besinlerin anne sütünü arttırdığına dair yanlış inanışlar vardır. Annenin canı tatlı çekebilir. Anneler tatlı ihtiyacını meyve yiyerek giderebilir. Ama unutulmaması gereken, şeker kilo yapıyor arkadaşlar. Kilo da bizi üzüyor. Emziren annenin beslenmesi ve anne sütünü arttırmakla ilgili daha detaylı yazacağım ilerleyen günlerde...

Unutmayalım ki her kilonun tesellisi olmaz ama doğum sonrası kiloların tesellisi var. Öncelikle bazı kadınların rahminin toparlanması bile 1 yılı buluyorken, 3 ayda eski pantolonların içine girmeyi beklemek çok doğru değil. Yine emzirmek ve aynı zamanda spor yapmak bu süreci kolaylaştıracaktır. Doğum sonrası spor yapmak gerçekten insana iyi gelen birşey. İster bir salona üye olun, ister bebeğinizi arabasına yatırıp yürüyün ama spor yapın. 
'Spor yapmak hem bedene, hem ruha iyi gelir.'

Bir diğer ayrıntı da protein tüketmek. Sağlıklı bitkisel proteinler her öğün tüketilmeli. Ceviz, badem, fındık benim hiç eksik etmediklerim. Baklagillerde tercih edilmelidir.Bir de mantarı unutmamak gerekir. Mantar, bitkisel kaynaklı proteindir. 

'Proteinler yağ yakmaya yardım eder.'

Son olarak şunu da ekleyeyim isterim. Zehra yürümeye başladıktan hemen sonra kilo vermem hızlandı. Neden acaba:)):))



2 Temmuz 2014 Çarşamba

İlk Ayrılık

Biz kızımla hiç uzun ayrılıklar yaşamamıştık. Zehra 2 yaşına kadar, birbirimizi görmeden geçirdiğimiz tek bir gün bile olmamıştı. Ama geçtiğimiz ay iş sebebiyle bir seyahate katılmam gerekti. Üstelik de 5 gecelik bir ayrılık görünüyordu. Psikolog olan arkadaşıma sordum, internetten araştırdım derken. Zehraya bir-iki gün önceden anlatmaya başladım.

Güzel kızım ben önümüzdeki hafta burada olmayacağım. Sen gündüzleri Mukaddes(Zehra'nın yardımcı ablası) ve ananenle birlikte olacaksın. Akşamları da baban yanında olacak. İstediğin zaman beni arayıp konuşabilirsin. Birbirimizi özleyeceğiz ama ben dönünce bunu telafi ederiz.'

Nitekim ayrılık vakti geldi, çattı. Zehrayı teselli etmesi kolayda, kendini teselli etmek öyle kolay bir iş değil. Gitmeden önce ki son akşam, güzelce sevdim, uyuttum. Mis kokusunu içime çektim. Sabah uçağım erken olduğu için, uyurken uzaktan baktım. İyi dileklerimi diledim, duamı ettim ve yanından ayrıldım.

Bu arada evde herşeyi gitmeden organize etmiştim. Ama zaten nasılsa annemde gelecekti. Gözüm arkada kalmadı.
5 gün kolay geçmedi. Benim içinde Zehra içinde, hatta ananemiz, dedemiz, yardımcı ablamız ve babamız içinde herşey oldukça zormuş. İlk iki gün çok uyumlu davranmış. Fakat sonra ki günler çok kapris yapmış. Bana tabi kimse bunları ben uzaktayım diye söylemedi. İyi ki de söylememişler, benim içinde çok zorlayıcı olabilirdi.

Bütün bunlar işin duygu kısmı, ama unutulmaması gereken birşey var. Allah sağlık sıhhat versin, mecburi ayrılıklar olmasın. Dönüş biletim cebimde olsun. Böyle kısa seyahatler iş gereği olacak. Herkes buna alışacak.
Tüm bunların yanısıra, ben eşlerinde böyle küçük tatillere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Herkese evladıyla birlikte çok mutlu bir ömür diliyorum.

Sevgiyle kalın...

27 Haziran 2014 Cuma

Küçük Bir Anı...

Dün akşam eve geldim. Kızımı kucağıma aldım. Oynadık, koklaştık derken. Uyku vakti geldi. Zehra'nın uyku modu benim iş modum olduğu için, hemen kolları sıvadım. Yatak odasında bulunan ve artık kütüphaneye dönüşen başucumdaki komidinin toparlanma vakti gelmişti. Kitap toplama işi benim için ayrı bir okuma saatidir aslında. Başladım tek tek bütün kitapları karıştırmaya. İçlerinden birinde defterden kopmuş ve üzeri yazılmış olan sayfa elime geçti. Okudum, okudum, okudum. Hatırladım o günü. Kısa bir yazıydı ama iyi ki yazılmıştı. Belli ki bir yerlerde kullanılmak üzere yazılmış ve yarım kalmıştı. Belki de yazılmıştı ve nereye koyulduğu unutulmuştu.Bugün benim için kıymetli olan bu yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim.Aynen şunlar yazıyordu...'

Uyandım, hava aydınlanmış. Ayna ya baktım. Yorgun ama huzurlu bir ifade... Hafif gözlerim şişmiş, saçlarım tepeden toplanmış. Pijamamın önünde süt lekesi... 7 ay önce aldığım defterime sarıldım, yazmaya başladım. Unutmamalıydım, ne de olsa insan böylesi güzel bir duyguyu hayatında kaç kez yaşar diye düşündüm.. Fazla uzun sürmedi onbeş, yirmi dakika sonra ağlayarak uyandı minik kızım. Kucağıma alır almaz sustu. Neşeli günler bizim için başlamıştı:)

17 Mayıs 2012 den bu yana hem çalışan, hem yüksek lisans yapan bir anneyim. Yaşama farklı bir pencereden bakmamı sağlayan, neşeli günlerin mimarı küçük kızıma teşekkürler...
Bana desteğini esirgemeyen hayat arkadaşıma teşekkürler...
Zor günlerin kurtarıcısı canım anneme teşekkürler...'


26 Haziran 2014 Perşembe

2 yaş mı?....İMDAT

Evet, imdat çünkü benim sevgili kızım artık herşeye hayır diyor. Bu zaten doktorumuzun da öncesinde bilgilendirdiği bir konuydu. İşin aslı biz bütün bunları bekliyorduk. Ama teori ve pratik birbirini pek tutmuyor. Bir defa, çocuğu olmayan bir arkadaşım şöyle demişti ' Görüyorum ki anneliğin %70 i sabır' . Gel bir de şimdi gör sen beni. Anneliğin %88'i sabır:)

İşten eve geliyorum. Eskiden beni dört gözle bekleyen Zehra'nın yerine, bana trip atan küçük kız çocuğu:) Neyse biraz nazına oynuyorum. Oyunlar yapıyorum, şaklabanlıklar yapıyorum, nihayet küçük kuzu geliyor ve sarılıyor.' Göksummm' diyor.

Kıyafet giyene kadar bir savaş, giydikten sonra çıkarana kadar başka bir savaş. Çünkü sebebi havhav'lı tişörtü giymek. Neyse süper anne ona da çözüm üretir. Yaz sıcağında uzun kollu giyemeyeceğine göre, kesersin tişörtün kollarını, oldu sana yazlık tişört:) Bir de tabi gece gündüz giyilen tişörtün leke sorunu oluyor, malum. Onun için artık birşey yapılamaz. Çocuk bu, lekesiz tişört, birşey öğrenilmemiş gün demek.

Gelelim ben yapacağım krizlerine... İşte çözüm üretilmesi en zor kısım. Mümkün olan herşeyi kendi yapmasına izin veriyorum. Yapsın, yaşasın, öğrensin. Ama her durum da bu mümkün olmayabiliyor. Orada artık sınır koymanın vakti gelmiş demektir. Çocuklar kendi sınırlarını belirlemek de zorlanırlar. Ebeveynlerin onlara sınır koyması gerekmektedir. Tabi sebebini anlatarak. Ani fren yapmak, ses getirir bilirsiniz. Çocuklar da malum ağlayabilirler. İşte o nokta da anne-baba tutumu ve kararlığı devreye girer. Siz siz olun, çocuğunuz için aynı kararları alın ve aynı tutumlarda bulunun. Bazen ağlar mı? EVET. Ama herşeye hayır demek olur mu? OLMAZ. 

Sabırlı anneler, uyumlu babalar, mutlu çocuklar...
Sevgiyle kalın.


16 Haziran 2014 Pazartesi

Meme Ucu Çatlakları

Bebeğin büyümesi ve gelişmesi için en önemli besin kaynağı ilk 6 ay anne sütüdür. Anne sütü alan bebeğin 6 ay boyunca su dahil hiçbir ek besine ihtiyacı yoktur. 6 ay demişken, şu ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor. 6 ayını doldurmuş bebek...yani 7. ayının başında olan bebek.

Unutulmaması gereken diğer bir konu da 6 ay boyunca annenin konforlu emzirmesi için meme ucu bakımının iyi yapılması gereklidir. 

Meme ucunda çatlak olmaması için en önemli ayrıntı, bebeğin memeyi doğru kavramasıdır. Bebeğin memeyi doğru kavraması için önce meme ucu ile bebeğin ağzı uyarılmalı, bebek ağzını tamamen açtıktan sonra memenin kahverengi kısmıyla birlikte meme ucu bebeğin ağzına yerleştirilmelidir. Böylelikle doğru ve aktif emme başlamış olur. Aktif emen bebek, şapırtı sesleri çıkarmaz. Ama dikkat ederseniz, bebeğin sütü yutma sesini duyabilirsiniz.

Gelelim meme ucu nasıl temiz tutulacak? Annenin günde bir defa duş alması, meme ucunu temiz tutmak için yeterlidir. Meme ucunun her emzirmede silinmesi ya da daha felaketi, karbonatlı su ile silinmesi doğru değildir. Tam aksine meme ucu çatlağına davetiye çıkarır. Ayrıca meme ucunun kuru tutulması da önemlidir.

Bunun için ben emzirmiş bir anne olarak, emzirme sütyenlerinin çirkin görüntülerine rağmen konforlu olduğunu düşünüyorum. Herşey de olduğu gibi çok konforlu olan her zaman en güzel olmaz:)) örnek topuklu ayakkabı, büstiyer, skinny jean gibi gibii....

Sütyenin kuru kalması içinde tabi ki vazgeçilmez göğüs pedleri... Göğüs pedlerinin iki farklı çeşidi ile karşılaştım. Biri bildiğiniz peçete arasına pamuk yerleştirilmiş hissindeydi. Tabi bu da amaca hizmet etmiyor. Çünkü süt aktığı vakit ıslanıyor ve meme ucunu kuru tutmuyor. Bir diğer çeşidi de içinde ıslaklığı hapseden jelimsi birşeyler olan. Ben lansinoh markasının göğüs pedini kullanmıştım. günde en az 2-3 defa değiştirmek şartıyla...


Şu sıralar unibaby markasının göğüspedine bakma şansım oldu. O da lansinoh gibi... Fiyat uygunluğuna göre tercih edilebilir. Bu arada ben lansinoh'un 60'lı paketini tercih ediyordum. Çünkü daha ekonomik oluyordu.
Tüm bunların yanısıra diğer önemli konu da meme ucu kremi, iki farklı marka denedim. Birincisi Lansinoh, ben memnun kaldığımı söyleyemem. Hatta hiçbir faydasını görmedim. Hemen Mustela'nın meme ucu kremini denedim. Dünya varmış dedim.:)) Farkı hissettim. Ben Mustela derim.



Ayrıca birkaç arkadaşım emzirme sonra anne sütünü bir miktar meme ucuna sürdüklerini, birkaç arkadaşım da E vitamini kapsüllerini patlatıp memeucuna sürdüklerini söylemişlerdi. Ben anne sütünü sürdüm, ama çok faydasını göremedim. Fakat E vitamini hiç denemedim.
Bebeğinizin kokusunu içinize çeke çeke keyifli emzirmeler dilerim.