Bebek arabası seçimi genelde yeni anne-babalar için zordur. İnternetten yapılan araştırmalar, okunan forum siteleri, mağaza ziyaretleri ve eş dost tavsiyeleri derken kafa karışıklığı iyice artar. Bir de tabi işin maddi boyutu var ki, en önemli birkaç kriterin başında gelir. Peki biz bebek arabasını seçerken nelere dikkat ettik?
Önce bu konuyla ilgili hiçbir ön bilgim olmadığı için internetten birkaç tavsiye okumuştum. Ama benim için kullanıcı yorumları önemliydi ve bebek arabaları ile ilgili kullanıcı yorumlarını okumaya başladım. Mesela bugaboo, bebek arabaları ile ilgili genel olarak, ağırlık problemi aklımda kalmış. Zaten gidip görünce de öyle olduğuna bende karar verdim. Ama bugaboo için diğer bilinmesi gereken, bu bebek arabasını, arnavut kaldırımlı bir yerde oturuyorsanız tercih edebileceğiniz bir seçenek olmasıdır. Çünkü bugaboo arabalar bebeği sallantılara karşı en iyi koruyan arabalardan biridir.
Bir diğer marka da Türkiye'de ekonomik olması sebebiyle tercih edilen Kraft marka bebek arabaları. Bu markanın da üçlü setleri var. Ama bir tanıdığımızın önceden tercih etmişti. Söylediği tek şey 'asla alma' olunca, bende biraz ön yargı ile yaklaşmıştım. Ama baktım. Benimde düşüncem fazlaca büyük olması ve kapama-açma şeklinin pratik olmamasıdır. Bunun için Kraft marka bebek arabalarını da elemiştik.
Kafamda son olarak iki marka kalmıştı, Orbit ve Stokke. Her ikisi de fiyat olarak diğerlerine göre biraz fazlaydı. Ama gerek bebeğin güvenliği, gerek bagajda kapladığı alan gerekse pratiklik olarak diğer markalara göre tercih edilebilirliği yüksekti. Stokke, joker mağazalarında satılan, Orbit ise e-bebek mağazalarında satılan markalar.
Önce Stokke'ye baktım. Gerçek anlamda güzel. Arabayı fazla güç harcamadan kullanabilirsiniz. Bebeğin size olan mesafesi çok kısa, yani anne-bebek birbirine çok yakın. Güvenlik açısından da gayet iyi görünüyor. Bırakın bir çocuk, beş çocuk büyür bu arabayla hissini size verdiği için, epeyce sağlam bir duruşu var. Bir de tabii, manevra ve sürüş olarak da gayet başarılı. Bu kadar artıya rağmen, neden ben Orbit aldım, biraz da ondan bahsetmek isterim.
Orbit, hani şu dönebilen araba. Bebeği istediğiniz gibi döndürebiliyorsunuz, üstelikte arabayı yerinden kıpırdatmadan. Peki bu nasıl bir avantaj sağlıyor? Öncelikle araba koltuğunu rahatlıkla, arabanıza koyabilirsiniz. Yani iki büklüm koymaya gerek yok. Çünkü araba koltuğunu kendi aracınıza yerleştirdikten sonra, direk çevirerek bebeği doğru pozisyona getirebilirsiniz. Araba koltuğunu, bebek arabasının üzerine oturtabilirsiniz. Bunun içinde bebeğinizi hiç kucağa alarak yer değiştirmenize gerek kalmıyor. Dönebiliyor olmasının diğer bir avantajıda arabayı nası koyarsanız koyun, bebeği istediğiniz yöne çevirebiliyorsunuz, böylece dar alanlarda bebek arabasını komple oynatmaya gerek kalmıyor. İlk 6 ay için, bebek arabasını, bebek puseti gibi kullanabilirsiniz. Üzerinde paparazzi adını verdikleri tentesi var. Çok kullanışlı, ister güneşten ister rüzgardan, isterseniz ışıktan korunması için kullanabilirsiniz. Bence küçük ama başarılı bir ayrıntı. Hatta bazen hayat kurtarıcı olabilir.
Arabayı tek elle katlayabilirsiniz, bu da çok pratik olmasını sağlıyor. Bagajda çok yer kaplamıyor ama tabi az da kaplamıyor. Eee olacak o kadar. Sağlamlık bakımından, iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok seyahat ettik. Hatta kumsalda bile kullandık ve hiçbir problem yaşamadık.
Bu kadar iyi özellikten sonra söyleyebileceğim tek kötü özellik, bir yaş sonrası kullandığınız pusetin tentesi. Bazen çok sinir bozucu olabiliyor. Ama yine bebek arabası alsam aynı markayı tercih ederdim.
Sevgiyle kalın...
17 Kasım 2014 Pazartesi
12 Kasım 2014 Çarşamba
Benim Kızım Uyumaz
Uykusuzluktan nasibi hiç eksilmeyen bir anne olarak, sizlere bebeğin uyku eğitimi ile ilgili her kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim. Hatta facebook da bu konu ile ilgili her sayfayı takip edip, her bloggerı okumanızı da. Çünkü çocuklar henüz bebekken onlara bu konuda yardımcı olmak daha kolay olacaktır. Malum çocukların sendromları bitmiyor...
Zehra'nın gece uykusunu iyileştirmek ile ilgili her türlü tavsiyeyi alıp, denedikten sonra uykusuzlukla nasıl baş edilir tavsiyelerinin benim için daha uygun olduğuna karar verdim. Şaka bir yana. İnsanlara gece uyumuyor dediğinizde aldığınız en popüler cevapların bir anketini yapmak isterdim. Ama öncelikle ben, Bana söylenilenleri sizlerle paylaşayım.
Genelde diyalog bendeki uykusuzluk semptomlarının farkedilmesi ile başlar.
Zehra'nın gece uykusunu iyileştirmek ile ilgili her türlü tavsiyeyi alıp, denedikten sonra uykusuzlukla nasıl baş edilir tavsiyelerinin benim için daha uygun olduğuna karar verdim. Şaka bir yana. İnsanlara gece uyumuyor dediğinizde aldığınız en popüler cevapların bir anketini yapmak isterdim. Ama öncelikle ben, Bana söylenilenleri sizlerle paylaşayım.
Genelde diyalog bendeki uykusuzluk semptomlarının farkedilmesi ile başlar.
-Neden gözlerin şişmiş?
-Çünkü Zehra gece hiç uyumadı.
-Aaa o kesin açtır. Sen ona güzel bir muhallebi yap, yedir ve yatır,bak nası uyuyacak.
-Yine uyumadı.
- O zaman gün içerisinde yetiri kadar yorulmuyor.Sen yatmadan önce parkta iyice yor. Bak nası uyuyacak.
- Yine uyumadı.
-Yine mi uyumadı?(büyük bir şaşkınlıkla) O zaman öğlen uyutma, bak nası uyuyacak.
-Yine uyumadı.
-Neee uyumadı mı? Sen en iyisi sabahları kahve iç, uykunu açsın. Bir de gözlere soğuk kompres yapmak şişlikleri alıyormuş. Hem bir de göz altı morlukları için şu kremi kullan, gerçekten işe yarıyor.
Annemle aramızda geçen diyalog daha kısa ve net oluyor. Hemen onu da paylaşayım.
-Anne, Zehra gece hiç uyumadı.
-Sende uyumazdım. İlkokula başlayana kadar da uyumadın.
Ama olsun ben pes etmiyorum. Çocukların uyku eğitimi ile ilgili her türlü bilgiye açığım. Takip ediyorum ve okuyorum. Kısacası bugün değilse bile bir gün uyur ümidimi asla kaybetmiyorum.
Soğuk kompreslere gelince, kesinlikle işe yarıyor. Krem için bir şey söyleyemiyorum çünkü hiçbir kremi düzenli, kesintisiz bir ay her gece kullanmadım.
Sevgiyle kalın.
11 Kasım 2014 Salı
Gözünü Kedi Tırmalarsa...
Yaklaşık bir ay önce eve geldim. Mukaddes(oyun ablamız) kapıyı üzgün bir ifade ve sulu gözlerle açtı. Ben daha ne oldu demeden, Zehra'nın gözünü kedi tırmaladı dedi. Sokak kapısında salona gitmek birkaç saniyemi alsa da, zihnimde beliren düşünceleri yazsam....Neyse neyse...
Göz muayenesi demişken unutmadan eklemek isterim, Zehra ilk göz muayenesini 8 aylıkken olmuştu. O muayene kısa ve hızlıydı. Mutlaka çocuklarımızı 2 yaş civarında göz doktoru ile tanıştırmalıyız. İlk tanışma önemli olduğu için öncesinde uzun uzun anlatmak hatta doktorun neler yapacağını, nasıl bir koltuğa oturacağını detayları ile paylaşmakta fayda var.
Zor dakikalardı, Zehra oturmuş annem ve Mukaddes yanında gözüne bakmaya çalışıyorlar. Evimizin kedisi Tuna kayıplarda. Beni görünce zaten korkmuş olan küçük kızım, başladı ağlamaya. Bende sakin olmaya ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir yandan Zehra'yı rahatlatmak bir yandan üstümü başımı giyinip hemen doktora gitmek için hazırlanıyordum.
Hızlıca bir taksi çağırdım ve doğru Dünya Göz Hastanesine. Açelya Hanım gerçekten çocuk dilinden anlayan bir doktor, yani şanslıydık. Sakin sakin ne olduğunu anlattık. Zehra kaydıraktan kayarken kedimizi kucağına almak istemiş. Eee kedi bu, plastik bir kaydıraktan kaymak ister mi hiç? Sonuç itibari ile kaçmaya çalışırken de Zehramın gözüne tırmık atmış. Gözünün beyaz kısmı resmen kanamıştı. Çok endişeleniyordum fakat aklıma kötü bir şey getirmemeye çalışıyordum.
Önce Zehraya neler yapılacağını anlattım. Muayene için koltuğa oturmalı ve kafasını yaklaştırmalıydı. Ama çocuk işte ne kadar dil döktüysekte asla dinlemedi. Üstelik biz anlattıkça hırçınlaşıyordu. Korkmuştu bir defa. Malesef zorla kafasını yaklaştırdık ve Açelya Hanım gözüne baktı. Bir de damla damlattı ki sanırım epeyce yakın bir damlaydı. ama çok şükür korneasında bir şey yoktu.İşten eve gelişimin üzerinden sadece 1 saat kadar bir zaman geçmişti ama o süre benim 1 saatlik değilde, 1 yıllık yaşlandığımı hissettiğim anlardan biridir. Neyse ki dikkat edildiği sürece önemli bir şey yoktu. Mikrop kapmaması için antibiyotikli bir damla verdi ve 3 gün sonra tekrar gelin dedi.
Gözü gözle görünür şekilde hızla iyileşti ve 3 gün sonra doktorumuza tekrar gittik. Bu sefer daha doktora girmeden tekrar tekrar anlattım. Söz veriyorum canın yanmayacak dedim. Boş bir oda da göz muayenesi yapılacak olan koltuğa oturduk. Her tarafı inceledik ve sıra bize geldi. Benim güzel kızım hiç ağlamadan gözünü yaklaştırdı. Ta ki doktor gözüne damla damlatmak isteyene kadar. Benimde haberim yoktu bu damla işinden. Tabi yine ağladı ve damladan sonra yine zora ki yaklaştırdı kafası. Ama netice iyiydi, yara epeyce iyileşmişti ve 3 gün sonra son kontroldeydi sıra.
Bu sefer yine Zehrayı gidene kadar anlatarak hazırladım. Bir önce ki kontrolde damla damlatılması gerektiğini bilmiyordum ama bu sefer doktordan rica edelim eğer çok gerekli değilse damla damlatmasın diye de söz verdim. Sonuç olarak Zehra hiç acemilik çekmeden gözlerini kontrol ettirdi. Tahmin ettiğimiz gibi doktorumuz damla damlatmak istedi. Ama söz verdiğim üzere rica ettim ve doktorda ricamızı kabul etti. Hazır Zehra bu kadar uyumlu ve sakinken bir de şaşılık ve göz numarası içinde ölçüm yapalım dedik. Böylece göz muayenesini tamamladık. Her şey yoluna girmişti.
![]() |
| Kedimizin mutfağa girmesi yasak. Bunun için mutfağın kapısında Zehra'yı bekliyor:) |
İşte böyle görünmez bir kaza yaşadık. Şimdi aklınızdan kediye ne oldu diye mi geçiyor? Hiç bir şey olmadı. Evet bağırdım ve kızdım. Ama neticede o bir hayvan ve Zehraya şimdiye kadar hiç bir şekilde zarar vermedi. Bebek büyüten hayvan dostu arkadaşlarım bilirler, hayvanlar çocuklara isteyerek zarar asla vermezler. Görünmez kaza işte...
Zehra ve kedimiz hala çok iyi arkadaşlar...
10 Kasım 2014 Pazartesi
Tiyatro Maceramız
Cumartesi günü Zehra ile birlikte ilk tiyatro tecrübemizi yaşadık. İlginç bir gün yaşadık. Çünkü benim küçük kızım ilk kez tiyatroya gitti. Başta biraz endişelendim acaba oturur mu, sıkılır mı diye düşündüm. Ama gayet güzel uyum sağladı. Hatta bitince üzüldü bile...
Ben cuma akşamı tiyatrodan bahsetmeye başladım. Her zaman olduğu gibi önce tiyatronun ne olduğunu, seyircilerin neler yaptığını güzelce ve onun anlayacağı bir dille anlattım. Hatta evde mutfak masasını sahne yaptık. Şeyma, Suzan ve Pepee bize küçük bir gösteri yaptılar.(Şeyma: tek kolu kopmak üzere olan, gece ve gündüz yanından ayırmadığı bebeği. Suzan: banyoda yıkadıkları için artık yürüyemeyen, eskiden yürüyebilen namı-diğer Cicciobello bebeği. Pepee'de küçük peluş oyuncağımız.) Evde ki tiyatromuzu seyrederken bizde seyirci olduk. 10 dakika boyunca oturduk. Oyun bitince de alkışladık. Nitekim evde katlanan tiyatro-sinema koltuklarından olmadığı için ve bir de ben o detayı anlatmayı atladığım için, Zehra o koltuklarda oturmayı tecrübe ederken bayağı eğlendi. Neyse ben en başından anlatayım...
Sabah uyandık, krep yaptık, kahvaltı yaptık sonra Zehra ve Mukaddes(oyun ablamız) birlikte sokağa indiler, geldiler. Bu arada bende biraz kahve keyfi yaptım. Gelince meyvemizi yedik ve üstümüzü başımızı giydik. Sonra atladık bir taksiye, doğru Yunus Emre Kültür Merkezi. Tabi tam uyku saati olunca, Zehram yolda uyudu. Gittik hemen gişeden biletimizi aldık. Salona giriş kuyruğuna girdik. Salondaki yerimizi bulduk ki zaten en arkaymış. Ama Zehra'nın uyanmak gibi bir niyeti yok. Var olan boyun fıtığım daha da bir fıtıklaştı.( Endişeye gerek yok 5 milyon kez başıma gelmişti, en fazla 5 gün ağrıyor. Sonra geçiyor ve yine başka bir haftasonu geliyor:) Neyse sonunda nihayet uyandı. İki dakika içinde de oyun başladı. Pepee şarkıları filan derken birinci perdenin sonuna geldik. Benim kızımda kalktı, dans etti. Oyunlar oynadı ve çok eğlendik. İkinci perde daha da eğlenceli geçti. Seyircileri de oyuna dahil ettiler. Çocuklardan daha çok büyükler ilgi gösterdi diyebilirim. Kısaca gayet keyifliydi.
İlk tiyatro tecrübesi için gayet güzel bir gösteriydi. Bol bol şarkı söyleyebilirsiniz. İkinci perde de seyircilere kocaman toplar atıyorlar. Bu da tabi çocukların çok hoşuna gidiyor. Hatta sanki büyüklerin daha da bir hoşuna gidiyor:))
Sonuç olarak en yakın zamanda yine bir tiyatro planı yapmayı hedefliyorum. Şehir tiyatrolarından Kedi ile Palyaço neden olmasın? Bence sizde 2 yaşına basmış olan çocuğunuzla birlikte tiyatroya gidebilirsiniz...
Sevgiyle kalın...
6 Kasım 2014 Perşembe
Bebeklerimizi Emzirelim...
Bebek dünyaya geldiğinde, emme refleksi ile
doğar. Emzirmek ise biz anneler tarafından öğrenilir. Bebeklerin ilk besini
olan anne sütünü yeterli miktarda alabilmesi için, doğru emzirme rutini
oluşturmak ve doğru tekniği kullanmak çok önemlidir.
Yenidoğan döneminde bebekler sık sık
acıkırlar. Bunun için bebekler her istediğinde emzirilmelidir. İlerleyen
dönemlerde de iki emzirme arası süre 2-3 saati geçmemeli ve bebek istemese bile
emmesi teşvik edilmelidir. Emzirmenin
sonuna doğru salınan süt, yağ bakımından zengindir ve anne sütünden alınan
enerjinin büyük bölümünü karşılar. Bu nedenle bebeği memeden kısa süre de
ayırmamak gerekir ve her meme yaklaşık 15 dakika emzirilmelidir.
İlk günlerde bebek çabuk yorulacaktır ve
emme süresi kısa olabilir. Bebek emmesi için teşvik edilmelidir. Emme bittikten
sonra meme sağılıp kalan süt bebeğe verilmek üzere uygun koşullarda
saklanmalıdır
Bebeği emzirirken, anne rahat oturmalı, bebek
annenin kucağında, bebeğin başı gövdesine göre daha yüksekte tutularak
emzirilmelidir. Anne, bebeğin vücudunu kendi vücuduna yakın tutmalı ve bebek
yastıkla desteklenmelidir.
Bebek emerken, aktif emmesi sağlanmalı ve memeye doğru
yerleştirilmelidir. Bunun içinde bebek ağzı geniş ve açık iken memeyi tutmalı,
alt dudağı dışa dönmüş olmalıdır. Bebeğin çenesi memeye dokunmalı, memenin
kahverengi kısmını da ağzıyla kavramalıdır. Bebeğin emerken yanaklarının
şiştiğini görmek, emzirme sonrası meme başının yumuşadığını hissetmek,
emzirmenin etkili olduğunu gösterir.
Tüm bu kitabi bilgilerin yanı sıra emzirmek annelik hissinin tavan yaptığı muhteşem bir duygudur. Annesinin memesindeki bebek huzurludur, sakindir ve mutludur. Bebeğini emziren anne, lohusalık hüznünden korunur, huzurludur ve mutludur. 9 ay içinizde beslediniz büyüttünüz, şimdi sıra 6 ay sadece anne sütüyle beslemeye geldi.
Bol bol sütünüz olsun.
Sevgiyle kalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

