28 Haziran 2016 Salı

Konuş Kızım, Hiç Susma

Eleştirmek haddim değil biliyorum. Ama tam aksi olduğunu hiç düşündünüz mü? Çocuğunuzun konuşamadığını!! Onun için etrafımda çocuğu soru sorduğu ve sürekli konuştuğu için oflayıp puflayan anneleri görünce, ortamdan hızlıca uzaklaşıyorum.

Zehra 3 yaşında konuşabilmişti. Bir anne için gerçekten zor bir durum çocuğunun konuşamadığını ve hatta anlatamadığı için öfkelendiğini görmek. Hiç unutmam okula alıştırırken henüz kendini ifade edemediği için sadece ağlayarak 'ev' dediği günleri...Neyse çok eskide kaldı o günler şimdi bülbül gibi şakıyor, şarkılar söyleyip, şiirler okuyor da artık hepimiz rahatladık.

Anneliğin manevi yükü çok ağır. İnsan hemen kendi ile ilgili sorgulamaya başlıyor. Çünkü geç konuşan çocukların genel de az iletişim kurulan çocuklar olduğuna dair çıkarımlar var. Dil taklit edilerek öğreniliyor. Konuşmadan önce duymak gerektiği için işitme fonksiyonlarında problem olmamalı çocukların. Ayrıca dil yapısında ki fiziksel bozukluklarda konuşmanın gecikmesine neden olabilirmiş. Biz de fizyolojik hiç bir sorun yoktu ama Zehra konuşmuyordu. Profesyonel anlamda destek aldık. Her şeyin normal olduğunu, endişelenmenin gereksiz olduğunu ve sadece küçük egzersizlerle süreci hızlandırabileceğimizi öğrendik. Bu egzersizler her ne kadar bizim ev de yaptıklarımız olsa da üzerinde daha dikkatli durarak tekrar yaptık. Konuşmayı öğretmeye çalışıyordum. Yüz yüze bakarak şarkılar söyleyip, basit komutları çalışıyorduk. Mesela yerde topu tut, topu at oyunları çok oynadık. Bir de üzerinde resim olan kartları tek tek çalışırdık. ABC yayınlarının harika kartları var.



Kendi yaşıtlarının büyük bir kısmı konuşmayı çözmüştü. Düşünün, parka gidiyorsunuz ve çocuğunuz bir şeye kızıyor fakat anlatamıyor. Ya da siz işteyken eline bir şey olmuş, gösteriyor 'uff' diyor fakat detay öğrenemiyorsunuz. Hemen bir endişe kaplıyor insanın içini ama diğer taraftan profesyonellerin söyledikleri ile rahatlıyorsunuz. Söylediklerimizi eksik anlıyor hatta Rusça ve İngilizce konuştuğumuzda da doğru geri bildirimleri alıyorduk. Kısaca göreviniz hem öğretmek, hem sabretmek. Biz de herkes gibi bekledik.

3. yaş gününe çok az zaman kalmıştı. Bana anne demese de Göksu diyordu ve hızlıca cümle kurmaya başlamıştı:) Yaş günü mü yaptık yoksa konuşmasını mı kutladık bilmiyorum ama kızımın konuştuğu gün bana düğün bayram gibi gelmişti. 

Şimdi mi? Son durum şahane, bana İspanyolca öğretiyor:))

Çocuklar anlatsın ben bıkmadan usanmadan keyifle dinlerim.

Sevgiyle kalın.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Gezeriz Biz, Happynest'e Gideriz Biz,,,

İş başı yapmadan önce süt izinlerimi kullanmamıştım. Şimdi Cuma günleri süt izinlerimi kullanıyorum. Her perşembe akşamı düğün bayram gibi geliyor bana. Hafta içi 4 gün boyunca ailecek, 3 günün planlamasını yapıyoruz. Çocuklarla doya doya vakit geçiriyorum. Benim için de, çocuklar içinde çok keyifli geçiyor. Keşke Zeynep okula başlayana kadar hiç bitmese...

Geçtiğimiz cuma 'Happynest' diye bir kitap-cafeye gittik. Havanın çok sıcak olduğu günlerde tıpkı kış gibi dışarıda gezmek biraz zorlayıcı oluyor. Çocuklarla alışveriş merkezlerini gezmek yerine evde vakit geçirmeyi tercih ettiğim için yaz aylarında dışarıda vakit geçirebileceğimiz yerleri keşfedince hiç vakit kaybetmeden deneyimliyoruz. Happynest çocuklarla hem keyifli hemde rahat vakit geçirebileceğiniz bir yer.

Happynest'e giderken Zehra yanına birkaç tane oyuncak almıştı ama götürdüğümüz gibi geri getirdik, çünkü bir sürü oyuncak var. Özellikle bahçesinde çocukların ilgisini çeken minicik prefabrik bir ev bulunuyor. Evin içerisinde küçük bir koltuk ve gerçeğini aratmayacak temsili bir mutfak var. Aynı zamanda kovalar , kürekler ve minik el arabaları mevcut. Siz kahvenizi yudumlarken çocuklar hemen gözünüzün önünde oynayabilirler, güvenlik açısından da rahat edebileceğiniz bir bahçesi var.

Yolda giderken Zehra uykuya dalmıştı ve bende arkadaşımla rahat rahat sohbet edebilmek için hiç uyandırmadan yavaşça kanepeye yatırdım. Canım arkadaşım Gonca (@gonca_birol)'nın kızı Derin kuzu da uyuduğu için biz birer dilim kek ve filtre kahve aldık. Herhangi bir yemek menüsü filan yok. Artık evde ne varsa... Tıpkı arkadaşınızın evine gitmiş gibi. Zaten mutfak gözünüzün önünde, ocak gözünüzün önünde, piştiği zaman talep ederseniz yersiniz. Zehra acıktığında köfte rica ettik. Köfteler önceden yapılmış deepfrezee den çıkartıldı ve pişirildi. Yanında makarna istedik, onu da iki çeşit makarna içinden Zehra seçti ve hemen yine gözümüzün önünde pişirdiler.

Üst katta çeşit çeşit kitaplar var. Uzun süredir, İngilizce hikaye içeren ve çocuklarında dikkatini çekecek kitaplar arıyordum. Yayınevi de yabancı olan bir sürü hikaye kitabı bulabilirsiniz. Rahat rahat, tek tek, hiç acele etmeden kitapları inceleyerek tercih edebilirsiniz. Yardım isterseniz, çok profesyonel bir şekilde karşılanıyorsunuz. Neredeyse tüm kitaplara hakim ve çocuğun gelişim süreçlerini bilen insanlar size destek oluyor.

Happynest'e gidilir mi? Evet gidilir,

Sevgiyle ve neşeyle kalın...

16 Haziran 2016 Perşembe

9 Ay Kızamık Aşısı

Zeynep'in 9. ay doktor kontrolü tamamlandı. Hem kızamık aşısı hem de menenjit aşısı yapıldı.
Kızamık aşısından yaklaşık 10-15 gün sonra ateş ve döküntü olması ihtimali varmış. Doktorumuz da bu konuda bizi uyarmıştı. Nitekim oldu da..

Toplam iki gün sürdü. Kuzucuğun ateşi 38,5 'i buldu. Vücudunda kırmızı döküntüler oluştu. Neyse ki üçüncü gün tamamı geçti.

Kızamık aşısı büyük kuzu Zehra da, 12 ay kontrolünde yapılmıştı. Ateş, döküntü filan olmadı yani durum çocuktan çocuğa değişkenlik gösterebilir. Sağlık bakanlığı aşının tarihini öne almış artık 9. ayda yapılıyormuş.

Sizin kuzularda da aşıdan 10-15 gün sonra ateş olursa önleminizi alın, endişelenmeyin.

Sevgiyle ve neşeyle kalın.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Helen Doron Florya Deneyimlerimiz

Anaokulu deneyimimiz ile ilgili birçok soru alıyorum.Helen Doron Florya da ikinci yılımızı da bitirdik. Biz okulumuzdan memnunuz ve seneye de aynen devam edeceğiz.

Zehra 2,5 yaşında Helen Doron Florya ya başladı. Daha önce hiç yuva deneyimimiz olmadığı için evimize yakınlık kriterini de ön planda tutarak çevremizde ki tüm yuvaların listesini çıkarmıştık. Bütün hafta sonu yaklaşık 10 farklı anaokulu gezdikten sonra neredeyse vazgeçmiştim. Çünkü bırakın bez eğitimini Zehra henüz konuşamıyordu ve benim çocuğumu emanet ettiğim yerle ilgili kafamda hiç soru işarete kalmamalıydı fakat gezdiğim okulların bir kısmının bahçesi bizim evin oturma odasından küçük, bir kısmının merdivenleri çocuklar için uygun değil bir kısmında ise iletişim kurduğumuz insanların yaklaşımı çok alışık olmadığımız türdendi.

Büyük şehirlerde yaşayan, anne ve babası çalışan çocuklarımızın evden uzaklaştığı ilk sosyal çevre genelde kreşler oluyor. Çocuklarımızın okul algısı ve çevre algısı da büyük ölçü de bu dönemde oluşuyor. Dolayısı ile aslında amannn canıımm ne gerek var bu kadar düşünmeye diyen insanların bir kez daha düşünmesi gerektiğini söylemekte fayda var.

Gelelim Helen Doron Florya'ya... Öyle rengarenk, her taraf süslü püslü bir okul bekliyorsanız üzgünüm. Okul oldukça sade çocukların kendi yaptığı el emeği göz nuru faaliyetlerin sergilendiği bir alan var. Bunun dışında günlük derslerde kullanılan hemen hemen her şey öğretmenlerin emeği ile oluşturulmuş. Oyuncak odalarında oyuncaklar mevcut ama çocuğun kafasını karıştıracak çoklukta değil. Harika bir bahçesi var. İki salıncak, bir kaydırak ve bir kaç küçük oyuncak daha..Çocuklar istedikleri gibi koşup oynayabilir. Hem güvenli hem de ağaçların ve çimlerin bulunduğu bir alan.
Ayrıca Helen Doron Florya'nın öğrencileri yaz kış bahçeye çıkan çocuklardır. Bahar da çiçek ekerler, bahçe de kahvaltı yaparlar. Kar yağarken kardan adam yaparlar. Yazın da bol bol suyla oynarlar. Üst baş ıslanmış ya da kirlenmiş bunun bir önemi yok çünkü şahane öğretmenlerimiz var ve kesinlikle çok dikkatliler. 

Öğretmenlerin her biri çok değerli. İşlerinde oldukça yetkin insanlar. Çocukların sevgisi, mutluluğu ve başarısı karşısında gözleri dolu dolu olan canım öğretmenimiz Senem Hanım..

Müfredata gelince, evet gerçek bir müfredatları var. Çocuklar yoğun bir eğitim programının içinde ama bunu siz ve öğretmenler biliyor. Nasıl mı? Çocuklar oyun oynarken ve eğlenirken öğreniyor. Sonuç olarak hem mutlular hem de öğreniyorlar.

Şahane bir pedagog, Nazlı Hanım... Bizim kurtarıcımız...Çocukların olduğu her gün Nazlı Hanım da okulda. Bu da önemli bir ayrıntı, çünkü bir çok okulda pedagog haftanın belli gün ve saatleri dışında bulunmuyor. 

Tabi tüm bu koşulların bir ara da oluşması için uğraşan çok başarılı bir kurucumuz var. Meltem Hanım'ın emeğini ve özverisini her alanda fark edeceksiniz. Emek ve özveriden bahsetmişken eğitim koordinatörümüz Nilüfer Hanım'ı da unutmamak gerek. Kendi mesleki tecrübesini ve işine duyduğu sevgiyi rahatlıkla fark edebilirsiniz.

Bir de diğer merak edilen konu Helen Doron eğitim sistemi çocuklara İngilizce öğretiyor mu? Zehra kendi kendine İngilizce şarkılar mırıldanabiliyor. Basit ve temel komutları anlayabiliyor. Bazen sorduğunuz sorulara İngilizce yanıtlar verebiliyor. Ama tabii akıcı bir İngilizcesi yok. Fakat İngilizce iletişim kurarken anlaşıldığınızı hissedebilirsiniz.

Her çocuk özeldir ve değerlidir. Bunu içinde bulundukları sistemin içinde iyi hissetmeliler. Gerek aile de gerekse okulda hakkettiği sevgiyi ve ilgiyi görmeye her çocuğun hakkı vardır.

Unuttuklarım ve merak ettikleriniz için yazabilirsiniz.

Sevgiyle kalın..


1 Haziran 2016 Çarşamba

İkiydim ya hani ben, artık üç oldum:)

'Benim için çok değerlisin kızım, senin yerini kimse dolduramaz.' dedim. Oyuncakları ile oynuyordu beni dinleyip dinlemediğinden emin bile değildim. Ama son zamanlarda benim bunu söylemeye ihtiyacım vardı. Kafasını kaldırdı ve 'Anne bunu hiç unutmayacağım.' dedi. Sonra iç sesim dedi ki 'Demek ki onun da bunu duymaya ihtiyacı varmış.'

Son zamanlar demişken çok şey değişti. İkiydim ya hani ben. Artık üç oldum:) Hayatımıza harika bir kız daha katıldı, Zeynep.

1.Eylül.2015 yani gün itibariyle tam 9 aylık. Altta üç üstte de iki dişimiz var. Doğum iznimi sonuna kadar kullandım. Ücretsiz izin hakkımı da sonuna kadar kullandım. Geçen hafta iş başı yapmış çiçeği burnunda iki çocuklu çalışan bir anneyim. Doğru konuşmak gerek, özlüyorum. Sabah Zehrayı okula bırakmayı, eve dönüp Zeynep'e kahvaltısını yaptırmayı, 1-2 saat spor salonuna gitmeyi, kapı komşumla kahve içmeyi, arkadaşlarımla anlık planlar yapıp kahve bahane sohbet şahane buluşmalarını...Kısaca bu sefer biraz zor oldu ofis modumu açmak ama başardım:)

Yani anlatacak çok şey biriktirdim. Hepsi eğlenceli değil, biraz hüzün de var. Kedim ciddi bir kaza geçirdi. Elimden gelen her şeyi yapmama rağmen kaybettik. Üstelik ertesi gün doğuma gidecekken, bu durumu kabullenmek benim için zor oldu ama sanırım evladının acısını dindirmek ve yıpranma payını azaltmak için anneliğin o meşhur görevlerinden olan <güçlü kal> ile Zehra'nın durumu kabul etmesi için 40 takla attım. Her gün tedavisi için veteriner kliniğine götürüyordum. Son gün Zehra ile birlikte götürdük ve olacaklardan sanki haberi var gibi veda etti. O gece kalp krizi geçirmiş hayvancağız.:( Haberi veteriner hekimimiz Hakan, eşime vermiş. Sonra ben öğrendim. Zehra'ya da anne ve babasını görmüş artık onlarla birlikte yaşamak istediği için bizim evde yaşamayacak, bir daha dönmeyecek dedim. Şu an bile içimin sızladığını, burun köküme doğru göz yaşlarımın indiğini söyleyebilirim...Bugünler de durumu iyice kabullendik.

Emzirme mücadelesi, kardeş rekabeti ve iki çocukla yaşanan maceralar hakkında yazacak çok anı birikti...

Sevgiyle kalın.