30 Ekim 2014 Perşembe

Emziğimi istiyorum anne...

Emzik meselesi aslında biraz karmaşık bir mesele. Bazı anne arkadaşlarım, ben asla vermem derken, bazıları da emziksiz çocuk mu büyür? diyorlar. Herkesin kendine göre haklı nedenleri var. Peki ben ne yaptım? Ben tabi ki o ne yapmış, bu ne yapmış demeden, içimden geçeni yaptım. Emzik verdim. Hem de hastaneden eve döndüğümüz ilk gece...

Biz 3 gece hastanede kaldıktan sonra eve döndük. Artık sütüm yavaş yavaş artmaya başlamıştı. Zehrayı emziriyordum. Daha öncede katılmış olduğum kurs ve seminerlerin faydası ile anne sütünün kıymetini ve bebeğime sağlayacağı faydanın farkındaydım. Fakat anne olanlar iyi bilir. Bebeğin ilk günleri dünyaya alıştığı günlerdir. Sizde anneliğe alışırsınız. Lohusalık hüznü, çevreden gelen öneriler ve bir de sizin bildikleriniz... Her şey birbirine karışır. İşte öyle bir anda aldığım karar sonucu içimden gelen Zehra'nın emzik emmesinin doğruluğuydu. Bende 4 günlük bebeğe emziği verdim.

Emziğin kurtarıcı bir yanı var. Bebekler doğduğunda emme refleksi ile doğuyorlar ve bu duygunun hep doyurulmasını istiyorlar. Emzirmenin ilk günlerde meme ucunda oluşturduğu acı hissini bilen bilir. Zehra sürekli meme isteyen bir bebekti. Meme vermediğinizde yaygarayı koparırdı. Fakat benim mememi de yalancı emzik gibi emerdi. Bunun içinde yalancı emzik bizim kurtarıcımız oldu. En azından nefes alacağım zaman dilimi oluşturma konusunda bana yardımcı oldu.

Emzik verdiğim için kendimi hiç suçlu hissetmedim. Fakat bir konuda keşke diyorum. Henüz yaşına girmeden emzikten vazgeçirebilseydim, bugün kara kara nasıl bırakacak emziği diye düşünmek zorunda kalmazdım belki. Gece emzikle uyumaya alıştırmasaydım, bu kadar uykusu bölünen bir çocuk olmazdı belki.

Sevgiyle kalın.

22 Ekim 2014 Çarşamba

Mevsim yine Hastalık

Bu aralar yine herkes hasta. İş yerine geliyorum herkes hapşırıyor. Alışverişe gidiyorum, herkes öksürüyor. Anladım ki grip ya da nezle bizim eve uğrayacak. Grip salgınından nasibimi önce ben aldım. Tabi ben hastalanınca peşi sıra Zehra da ateşlendi. Zaten anaokuluna da başlamamız sebebiyle, ben korkulu rüyalar görmeye başlamıştım. Hafif bir huzursuzluk ve keyifsizlik baş göstermişti.

Bende hastalığın geldiğini hisseder hissetmez, hemen vitamin takviyesine başladım. Daha öncede 'Hastalık Mevsimi' yazımda bahsettiğim gibi Zinco C bu dönemde Zehra'ya iyi geliyor. Hemen iyice hastalanmasını beklemeden başladık. Çorbalarına enginar rendeledik. Sebzeyi ve meyveyi artırdık.
Sıvı alımına daha bir özen gösterdik. Ayva yaprağını kaynattık, suluğuna koyduk. Burnu için deniz suyuna başladık. Bol bol deniz suyu ile yıkadık. Bir de benim en sevdiğim Umca damlayı günde 3 defa vermeye başladık. Ateşlenmedi mi? Ateşlendi malesef. Ama iyileşme süreci hızlı oluyor. Antibiyotik almadan geçirebiliyorsunuz.

Bu hastalığımızda bir de öksürükten çok yakındık. Bunun içinde duvar sarmaşığı özütünden yapılan Prospan şurubu tercih ediyorum. İçinde şeker ve herhangi renk verici madde olmaması da tercih sebeplerimizden. Bizzat kendimde denedim. Bana çok iyi geldi. Bunun yanı sıra gece artan öksürüklerde yastığını yükseltmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca bir arkadaşım ayak altlarına vicks sürüp çorap giydiriyormuş Ama ben biraz vicks'in ağır kokusundan korkuyorum. Burun tıkanıklığı olduğunda yastığına filan sürüyorum. Faydasını da görüyorum. Ama konu öksürük olduğunda açıkçası beni biraz tedirgin ediyor. Çünkü yoğun mentol kokusu zaman zaman öksürüğü arttırıcı etki yapabiliyor. Bunun için vicks kullandığınızda mutlaka odasının camını açın ve odayı havalandırın. Göğsüne filanda kesinlikle sürmeyin. Bazı anneler ısıtıcı etkisinin öksürüğü azalttığına inanıyorlar. Ama bence çörek otu yağının ısıtıcı etkisinden faydalanmak daha iyi olabilir. Hatta çörek otu yağını zeytinyağı ile seyrelterek kullanabilirsiniz.

Odasını havalandırmak, öksürdüğü dönemde çok önemli. Kış dahil olmak üzere ben mutlaka camını bir parça açık bırakıyorum. Sürekli odasının ısısını kontrol ediyorum. Üzerini açmasın diye nöbet tutuyorum.

Burun tıkanıklığı için iki farklı damla kullanıyoruz. Deniz suyu içeren ve açıcı özelliği olan damlalar. Açıcı özellikteki damla ilaç olduğu için ismini paylaşmak istemiyorum. Fakat deniz suyu içeren damlalardan biraz bahsetmek isterim. Tuz oranı yüksek olanlar, sinomarin gibi(sterimar'ın da varmış sanırım) burun tıkanıklığının çok olduğu dönemlerde daha etkili sonuç veriyor.

Tüm bunları doktorunuzla paylaşmadan yapmamalısınız.

Hastalıklar iyileşmeye giden bir yoldur.
Herkese sağlıklı günler diliyorum.

9 Ekim 2014 Perşembe

Eyvah bu çocuk zayıflamış!

Anne ve baba çalışıyorsa, çocuklar genelde anane ya da babanne eşliğinde büyüyor. Bizde de ananemiz sağ olsun bize hep destek oldu. Evde Zehram ile ilgilenen bir ablamız var fakat ananemizde hep yanlarında oldu. Yemesi, içmesi hep ananenin kontrolündeydi.

Zehra sebzelere karşı biraz mesafeli duran bir çocuk. Sebzeyle olan samimiyetini bir türlü artıramadık. Baktık olacak gibi değil. Bizde sevdiği yemekleri, sevmedikleri ile birleştirdik. Yani makarna ve yoğurt yiyecek ise makarna haşlanırken suyuna kabak rendeledik. Köftesinin içine biraz bezelye ekledik. Mantıyı enginarla pişirdik. Farkında olmadan ona damak aşinalığı gelişmesi için az az sebze yediriyorduk. Tabi anaokuluna gittiğimiz günden bu yana evdeki yemek menülerini çok bulamaz oldu. Öğlen eve geldiğinde her ne kadar ananemiz yemekler hazır beklesede...

Hamur seven çocuğun menüsünde mantı eksik olmaz. Annem torunu için mantı yaparken, etini normalin iki katı koyarak ve hamurunu çok ince tutarak çözümler üretse de, Zehram'ın kilosu, her doktor kontrolünde üst sınırda çıkardı.

Bugün sabah iş yerinde telefonum çaldı.
-Efendim anne?
-Eyvah kızım, eyvah
-Ne oldu anne?
-Bu çocuk çok zayıflamış. 
-Yok anne.
-Hayır zayıflamış. Bacaklar sünmüş ve göbek gitmiş. Zaten sabah okula giderken de çok ağladı.
-Yok anne yok. Boyu uzadı. Okula da alışacak. Hem zaten kilosu fazlaydı.
-Ne kilosu, ne fazlası yok öle bir şey. Ben bir kek yapayım da yesin, okuldan gelince.

Peki bana göre normal olan kilo anneme göre neden az?

Bakın, Ömer Devecioğlu, Annelere Öğütler kitabında kilo artışını nasıl anlatmış.
Özetle miyadında ve normal kiloda doğan bebek, bir hafta 10 gün içerisinde doğum kilosuna tekrar ulaşır.(Bilirsiniz, bebekler doğduktan hemen sonra biraz tartı kaybedebilir. bknz: fizyolojik tartı kaybı) İlk 6 ayda; haftada 150-250 g kilo almalıdır. İkinci 6 ayda; haftada 100-150 g alırlar.
1-2 yaş arası dönemde hafta da 50 g'lık kilo artışı gözlemlenir. 2 yaş sonrasında yıllık kilo artışı ergenliğe kadar yılda 2 kilogram şeklinde olmalıdır.

Uzun vade de kilo alımı şu şekilde hesaplayabilirsiniz. Çocuk 5. ayda doğum tartısının iki, 12. ayda üç, 24. ayda dört katı olmalıdır.

Soruyu tekrar soruyorum.
Peki bana göre normal olan kilo anneme göre neden az?
Cevap: O anane olduğu için:)

Sevgiyle kalın.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Servis geldi. Haydi marş marş...

Biz anaokulumuzu seçtik. Zehrayı alıştırmaya çalışıyoruz. Bu dönem biraz sancılı geçiyor. Ama anladığım kadarıyla çocukların büyük çoğunluğu aynı sorunu yaşıyorlar. Kesinlikle gitmek istemiyor. Servise binene kadar ağlıyor. Ağlaya ağlaya göndermek insanın içini acıtıyor ama 10 dakika sonra aradığımda gayet hayatından memnun. Böyle olduğu içinde benim içim rahat ediyor tabi.
Okulumuzun psikoloğu Nazlı Hanım bu sürecin olağan olduğunu söylüyor. Bizde Nazlı Hanımın desteği ile Zehrayı alıştırmak için adım adım şu aşamaları izledik.
Adaptasyon sürecinde önce bir hafta sonu 1-2 saat, anne-baba-çocuk, hep birlikte okulun bahçesinde vakit geçirdik. 
1.gün: Okulda diğer çocuklarında olduğu bir gün, benim işte olmam nedeniyle, anane ile birlikte 1-2 saatlik kahvaltı sonrası eğlenceli vakit geçirdiler. Hatta o gün tadı damağında kalacak şekilde eve döndüler. 
2. gün: Ertesi gün süreyi biraz daha arttırıp, anane okulda ama Zehra sınıfta vakit geçirdiler. 
3. gün: Zehra yarım gün okulda, ananeyi hiç görmeden ama dönüş yolunda birlikteler.
4. gün: Anane okula bıraktı, Dönüşte servisle tek başına döndü.
5. gün: Servise tek başına bindi ve ağlamaya başladı.

Şimdi artık her sabah servise binmemek için direniyor. Hatta servisimiz bizi sabah 7:55'de alıyor. Bunun için sabahları biraz erken kalkması gerekiyor. Bir de tabi kıyafet değiştirmek öyle zor ki, pijamaları çıkarmak bir dert, çıkarttıktan sonra kıyafetlerini giydirmek başka bir dert. Alt değiştirmeden hiç bahsetmiyorum bile. Tabi bu kadar zorluğun içerisinde servise yetişmek mümkün olmuyor. Bende şöyle bir çözüm ürettim. Ertesi gün giyeceği kıyafetini akşamdan giydiriyorum:) Komik ama en kolay yol bu oldu. Sabahları iç badisi ve t-shirt üzerinde uyanıyor. Bir tek uykusunun arasında bezini değiştirip, altına eşofmanını giydiriyorum. Böylece sabah uyandığında elini yüzünü yıkayıp, doğruca ayakkabılarını giydiriyoruz. Servis gelmeden 10-15 dakika önce aşağı indirip bahçede köpekleri filan besliyoruz. Servisin gelmesiyle bizim ki salya sümük ağlamaya başlıyor. Ağlaya ağlaya servise biniyor. Tabi insanın içi bir tuhaf oluyor ama alışmasını bekliyoruz. Gün gelecek benim çocuğumda ağlamadan okula gidecek diye bekliyorum.

Bütün bunların yanı sıra bence en önemli ayrıntı, her zaman olduğu gibi okul mevzusunda da çocuğa karşı dürüst ve açık olmak. Yaşayacağı süreç konusunda önceden bilgilendirmek. Mesela 'Bugün öğlen servisle döneceksin. Seni ananen karşılayacak.' Ya da 'Yarın okula gitmeyeceksin çünkü hafta sonları okul tatil.' gibi çocuğu yaşayacakları konusunda önceden bilgilendirmek aranızdaki güven duygusunu perçinlerken, çocuğun kendi rahat hissetmesini de sağlayacaktır.